HAYVANLARA MERHAMETLİ DAVRANMAK Rüstem Kırış Yüksek Orman Mühendisi 1. Giriş Allah’ü Teâlâ Hazretlerinin insana bütün tekliflerinin aslı iki nesne üzer inedir: Biri Allah’ın emirlerine tazim, biri de Allah’ın yarattıklarına şefkat etmektir. Yani Allah’ü Teâlâ’nın buyurduklarını yapmak ve insan olsun hayvan olsun esirgeyip acımak, onlara zulmetmemektir (Anonim, 2019). Resulüllah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem (s.a.v.) buyurdular: “Rahman (olan Allah), merhamet edenlere rahmeti ile muamele eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki, semadaki (melek)ler de size merhamet etsin.” (Sünen-i Tirmizî) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. O insanlara merhametli olduğu gibi hayvanlara da son derece merhametli olmuş ve ashabına da onlara merhameti tavsiyede bulunmuşlardır. Hayvanların aç ve susuz bırakılmamasını, fazla yük yükletilmemesini, dövülmemesini, ateşle veya vurmak için hedef yapılarak eziyet edilmemesini tavsiye etmişlerdir (Anonim, 2015). Bu sebeple çevrebilim çok daha eski tarihlerde Doğu’da, İslam dünyasında biliniyordu. Nitekim XI. yüzyılda yaşamış İslam Bilgini Bîrûnî tabiat ekonomisi kavramı ile bugün “ekosistem” diye ifade edilen denge ve düzene dikkat çekmiştir (Binark, 1995). Ekolojinin temel konuları olan canlıların yiyecekleri, barınaklar, yetiştiği ortam ve yaşayabileceği çevre tesisi gibi konular, XIV. yüzyılda yaşayan ve sosyolojinin temellerini atan İbni Haldun tarafından derinlemesine araştırılmıştır. Böylece modern ekolojinin, Batı’da anlaşılmasından on dört asır önce Doğu’ya hâkim olan sistem ve nizam tarafından temellendirildiği anlaşılmaktadır (Binark, 1995). Osmanlı kültüründe de hayvanlara büyük önem ve değer verilmiştir. Hayvan haklarının en güzeli uygulanmıştır. Osmanlı toplumunda çevreyi korumakla birlikte çevreye bir anlam yükleyerek etkileşim içinde yaşayan canlı ve cansız her şeyin bir hakkı vardı. Bu hak çevre hakkı idi. Bu hakka riayet edilmezse yarın ahirette ödenecekti. Hayvanların da bir hakkı vardı. Bu haklarını yarın ahirette alacakları fikri toplumun hafızasına işlenmişti. Hâlbuki son zamanlarda televizyon kanallarında her gün bir hayvana yapılan eziyet haberi veriliyor. Gelinen noktada ciddi bir ahlaki erozyon yaşanıyor. Bu sebeple asırlar öncesine giderek hayvanlara karşı davranışlarımızı ortaya koymaya çalıştık. Çünkü tarihini bilmeyen, geleceğine ışık tutamaz. 2. Hayvanlara Karşı Şefkat ve Merhamet Bir hadîs-i şerîfte: “Siz yerde olan insan ve hayvanlara şefkat gösterin. Eğer siz onlara acırsanız, (arz ve) semâvâtın Rabbi olan Allah’ü Teâlâ da size rahmet eder. Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” buyurulmuştur. Resulüllah (s.a.v.) bir gün hayvanların üzerinde durup bekleyen bir topluluğa rastladı. Buyurdular ki: “Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (ihtiyacınız olmadığı zaman da) onları dinlendirin. Yollardaki, çarşı ve pazardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin (üzerl erinde durup lakırtı etmeyin). Nice binilen hayvan vardır ki sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah’ü Tebareke ve Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” (Müsned-i Ahmed) Resulüllah (s.a.v.) bir deve gördü. Açlıktan sırtı karnına yapışmıştı. “(Açlık, susuzluk, yorgunluk gibi hallerini) anlamaktan aciz olan bu hayvanlar hakkında Allah'tan korkun. Sağlam oldukları zaman onlara binin, kesmeye elverişli oldukları zaman da onları (kesip) yiyiniz.” (Sünen- i Ebu Davud) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Aişe'yi daha önce hiç binilmemiş bir deveye bindirmiş ve ona “Ya Aişe bu deveye yumuşak davran. Çünkü yumuşak huyluluk kimde olursa onu süsler ve kimden çıkarılırsa da onu lekeler.” (Sünen-i Ebu Davud)