FÜTÜVVET Ahîlik teşkilatına kaynaklık eden dinî ve tasavvufî birlik. İlhami YURDAKUL Arapça fetâ kelimesi, asalet ve fazilet sahibi kişilerin tavır ve davranışlarını ifade eder. Aynı zamanda “genç, yiğit, cömert” anlamlarına da gelir. Arap toplumundaki fetâ anlayışı, İslamiyet devrinde sufilikle birleşerek fütüvvet teşkilatında tasavvufî bir mahiyet kazandı. Daha sonra ise esnaf örgütleriyle kaynaşarak Ahîlik teşkilat ve düşüncesine dönüştü. Öyle ki fetâ, Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrâhim, Hz. Yûşâ, Hz. Yûsuf ve Ashâb-ı Kehf’i de tasvir ettiğinden Hz. İbrâhim’in cömertliği, misafirperverliği ve putları kırması, Hz. Yûşâ’nın Hz. Mûsâ’ya yoldaş olması ve sadakati, Hz. Yûsuf’un zinadan uzak durması ve Ashâb-ı Kehf’in bâtıldan kaçarak Hakk’a sığınması İslam’daki kâmil insan davranışları olarak görüldü. Bu bakımdan kâmil bir müslümanın vasıflarını da ifade eden fetâ kökünden türetilen fütüvvet kavramı Emevîler devrinde (661-750) farklı coğrafyalarda ve etnik aidiyetlerden müteşekkil yeni kültür, sosyal yapı ve siyasî ortamda ortaya çıktı (bk. Emevîler). İslam toplumunda fütüvvetin bir zümreyi tanımlaması Abbâsîler döneminde (750-1258) oldu (bk. Abbâsîler). Bu dönem kaynaklarında “fütüvvet” kavramı yerine fityân, ayyâr, rind ve şâtır kelimeleri de kullanıldı. VIII ile IX. yüzyıllarda teşekkül eden fityân, Arap yarımadası yerine İran ve Irak topraklarında ve daha ziyade Arap olmayan şehirli toplumlarda teşkilatlandı. IX. yüzyılda tarih sahnesine çıkan sufilik düşüncesi de fütüvvet gibi ilk olarak Arap olmayan şehirli toplumlarda görüldü. Fütüvvet ve sufilik, şehirli bir toplum tabakasına dayandı. Melamet sufileri de hem fütüvvet ehli hem de esnaf idi. XI. yüzyıldan sonra sufilik yavaş yavaş teşkilatlı bir yapıya evrilirken fütüvvet yapısında da sufilik şüncesinin etkisiyle benzeri bir teşkilatlanmaya gidildi. Abbâsî Halifesi Nâsır-Lidînillâh (1180-1225), Bağdat’ta reîsülfityân olan Şeyh Abdülcebbâr’dan fütüvvet elbisesi giyerek bu teşkilata dahil oldu ve fütüvvet teşkilatını resmî bir kuruma dönüştürdü. Ardından da bu teşkilatı on iki imamın adına atfen on iki kola ayırarak her birinin başına bir reis atadı. Böylece halife otoritesini fütüvvet teşkilatı üzerinden ve yukarıdan aşağıya doğru sağlamlaştırarak bu teşkilatın bir tehdit oluşturmasını da engellemek istedi. Fütüvvet teşkilatının kurulmasına halifenin danışmanı Şehâbeddin Sühreverdî (ö. 1234) ciddi katkı sundu ve bir fütüvvetname yazdı (bk. Sühreverdî). Nâsır-Lidînillâh, bu aşamadan sonra hilafetin dinî-siyasî nüfuzunu daha da genişletmek üzere diğer müslüman hükümdarlara elçiler ve mektuplar gönderdi. Bu hükümdarları fütüvvet teşkilatlandırmasına davet etti. 1214 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus’un fütüvvet teşkilatına dahil olması, Anadolu’da fütüvvet teşkilatının gelişmesine önemli katkı sundu. Fütüvvet konusunu işleyen ve bunun temel ilkelerini belirleyen eserlere fütüvvetname dendi. Tarihî süreçte de çok sayıda fütüvvetname türü eser yazıldı. En eski tarihli fütüvvetname Muhammed Hüseyin Sülemî (ö. 1021) tarafından yazılan Kitâbü’l-Fütüvve’dir. Kuşeyrî de (ö. 1072) bu geleneğe uygun olarak fütüvvet bahsini Risale adlı eserinin bir bölümünde izah etti. Keykâvus b. İskender (ö. 1082-83) Kabûsnâme adlı eserinin kırkıncı bölümünde fütüvvete “Civânmerdî” adıyla bir başlık ayırdı. Aynı şekilde 9.01.2025 17:28 FÜTÜVVET | Türk Maarf Ansklopeds https://turkmaarfansklopeds.org.tr/futuvvet 1/3