MANİSA-DEMİRCİ’DE GÖRÜLEN ALEVÎ-BEKTAŞÎ-RIFÂ’Î MEŞREPLİ BİR TARİKAT : MA’RİFÎLİK Atabey KILIÇ * ÖZET 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında yaklaşık bir asırlık gelenek olan Ma’rifîlik, âsitânesi Kartal’da bulunan Alevî-Bektâşî-Rıfâ’î meşrepli bir tarikattır. Tarikatın izlerine Ege bölgesinde, bilhassa Manisa-Demirci’de de rastlanmaktadır. Günümüzde geçerliliğini kaybetmiş olan bu geleneğin izlerini ancak tarikat dervişlerinin verdikleri eserlerden takip edebilmekteyiz. Ege Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde tarikatla alakalı mecmua türünde pek çok eser muhafaza edilmektedir. Bu çalışma çerçevesinde bu mecmualardan hareketle tarikatın erkânı ve kisvesi hakkında bilgi verilmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Ma’rifîlik, tarikat, Manisa-Demirci, kisve, gelenek, mecmua ABSTRACT Ma’rifilik is a tariqa, which was alive between 19-20th centuries, shows Alevî-Bektâşî- Rıfâ’î characteristics and it’s âsitâne takes place in Kartal. Today we can see it’s tradition in Ege Region especially in Manisa-Demirci. There are many mecmuas in Ege University Centural Library about this tariqa. In this paper we aim to give informatin about this tariqa’s tradition, rules and apparel. Key words: Ma’rifîlik, tariqa, Manisa-Demirci, apparel, tradition, mecmua Türk ve İslâm dünyasında asırlardır önemli bir rol üstlenmiş bulunan tarikatların, çeşitli sebeplerden dolayı bugüne kadar tam bir sayısı çıkartılabilmiş değildir. İslâm dininin yayılmış olduğu geniş coğrafî alan ve tarikatların bulunduğu bölgelerde dallanıp budaklanmaları, yeni inanç sistemleriyle kolaylıkla içli dışlı oluşları göz önüne alındığında, tarikatların sayısının tespitinin ne derece zor olduğu az çok tahmin edilebilecektir. Yine de şimdiye kadar yapılmış olan birkaç tahmine göre, bilinen tarikatlar ile bunların kol ve şubelerinin sayısının yaklaşık 400 civarında olduğu iddia edilmektedir. 1 Tarikatların halkla bire bir yüzleşmesini sağlayan tekke, tasavvuf düşüncesinin işlendiği, olgunlaştırıldığı ve yine halka sunulduğu bir müessese olarak karşımıza çıkmaktadır. İslâm coğrafyasında buk’a, duveyre, ribât, zâviye, hânkâh, dergâh, âsitâne gibi isimlerin verildiğini bildiğimiz tekkelere Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ise daha çok zâviye, hânkâh, dergâh ve âsitâne denmiştir. Bunların yanısıra kalenderhâne, mevlevihâne gibi tarikata göre adlandırmalar da söz konusu olmuştur. Bir tarikatın bütün tekkelerinin bağlı bulunduğu ve tarikatın en üst makamındaki şeyhinin kaldığı tekkeye "âsitâne", "hânkâh" veya "pîr evi" denir. Âsitâneye bağlı olan alt birime tekke, tekkelerin küçüğüne de "zâviye" 2 denilmektedir. İslâm medeniyetinde câmi, medrese, kervansaray gibi binaların taştan yapılmış olmasına rağmen tekkelerin 3 çoğunlukla ahşap * Prof. Dr., Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 1 Bkz. “Tarikat”, İA, c. 12/I, İstanbul 1979, s. 4-17. Ayrıca bkz. Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul 1997, s. 450-467. 2 Zâviye özellikle 15. yy.’ın sonlarından itibâren sırf şehir, kasaba ve köylerdeki küçük tekkelerle, geçit, derbent ve yol üzerinde bulunan misâfirhâneler için kullanılmıştır. Daha geniş bilgi için bkz. “Zâviye”, A.Y.Ocak-S. Fârukî, İA, c. 13, İstanbul 1986, s. 468-476. 3 Tekkeler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Mustafa Kara, “Tekkeler ve Zaviyeler”, İstanbul 1977; İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, İstanbul 1984; A. Y. Ocak ve S. Farukî, “Zâviye”, İA, c. 13, s. 468-476; Ömer Lütfi Barkan, “Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi, Ankara 1942, II, s. 293-338.