BÖCEK KABUĞUNDAN SEDEF KAKMAYA: KAŞIK Tolunay Sandıkcıoğlu İnsanoğlu bir kabın içinde yemek namına bir şeyler pişirdiğinden beri vardı herhalde kaşık. Pişirdiğini aş yapan insan önceleri midye gibi deniz kabuklularını ya da doğada bulduğu ağaç ve böcek kabuklarını kullandı kaşık olarak. Eski Mısır’da fildişi, çakmak taşı, kayrak ve ağaçlardan yapılan kaşıklar kullanıldı. Grek ve Roma dünyasında ise, bronz ve gümüş kaşıklar ortaya çıktı. Uzakdoğu’da yeşimler, firuzeler yakıştırıldı kaşığa. Osmanlı’da işlendi tek tek sedef kakmayla… Yani demem o ki; sofralarımızın ilk ve en önemli gereci oldu kaşık, tarih boyunca; hem bizim, hem diğer medeniyetlerin… Kuru kaşık ağza yaraşmaz Kaşığın Türk mutfak kültüründeki önemi, dilimize yerleşen atasözü ve deyimlerimizden de bellidir zaten. Kaşıkla ilgili birçok atasözümüz olsa da bunların bilinen en eskisi Kaşgarlı Mahmud’un sözlüğünde geçer: “Kuruk kaşuk agızka yaramas, kurug söz kulakka yakışmas.“ yani “kuru kaşık ağza yaraşmaz, kuru söz kulağa yakışmaz.” Kaşgarlı’da geçtiği şekliyle kaşuk için kullanılan bir diğer kelime de kamıç’tır. Ol münüg kamıçladı. (O, çorbayı kaşıkladı.) cümlesini örnek veren sözlükte, kaşık olarak kullanılmış bir başka ilginç kelime ise kaltuk’tur. Yaban sığırı boynuzunun delinmesiyle yapılan kaltukun çorba ve çorbaya benzer şeyleri içmek için kullanıldığı belirtilir. Zaten Topkapı Sarayı defterlerinde de ‘sığır boynızı bir kaşık’ kaydı olduğu bilinmektedir. Al kaşığı çal pilave Yemeklerin genel olarak elle, daha doğrusu üç parmakla yendiği Osmanlı sofrasında eskiden beri kullanılan neredeyse tek araç kaşıktır. Osmanlı yemek kültüründe önemi büyük olan ve şimşir, abanoz, sedef, bağa gibi çok çeşidi olan kaşık aynı zamanda hâne sahibinin ekonomik durumunu da gösterir. Çünkü genel olarak herkesin evinde pilav ve çorba kaşığı bulunurken hâli vakti yerinde olan ekâbirin evinde ayrı ayrı hoşaf, reçel, muhallebi ve yumurta kaşıkları olurdu. Osmanlı’da kaşıkçı esnafının Batı’da âdet olduğu üzere altın ve gümüş gibi değerli madenler kullanmayıp sadece belli malzemeleri kullanmasının nedeni bu gibi madenlerin ağza değmesinin haram addedilmesiydi. Fakat bu gelenek, yabancı ülkelerden gelen hediyeler ve elçilere verilen yemekler nedeniyle Osmanlı’nın son dönemlerine doğru