Türkiye Kuvaterner Sempozyumu TURQUA-V İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü 2-5 Haziran 2005 121 Kuvaterner’deki İklim Değişmelerinin Türkiye Doğal Ortamı Üzerindeki Etkileri İbrahim Atalay Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı ibrahim.atalay@deu.edu.tr ÖZ Pleistosen sonu ve Kuvaterner başlarındaki iklim değişmelerinin, Türkiye’nin morfolojisi, ilk yerleşmelerin kurulması, toprak ve bitki örtüsü üzerinde önemli etkisi olmuştur. Pleistosen’in son dönemine rastlayan günümüzde ortalama 20 bin yıl önceki Son Buzul Çağ’ında (Würm Glasiyali) azalan yağış ve sıcaklığa bağlı olarak, kıyı kesimindeki dağlarımızın 2400 m’yi aşan kesimlerinde, özellikle kuzeye bakan yamaçlarında buzullaşmalar meydana gelmiştir. Doğu Karadeniz Dağları (Giresun, Gümüşhane, Soğanlı, Mescit, Kaçkar Dağları), Batı ve Orta Toros Dağları (Akdağ, Bolkar dağları, Aladağlar, Dedegöl dağları) ile Güneydoğu Toroslardaki Buzul Dağında buzulların aşındırması ile çok sayıda sirk ve tekne vadiler oluşmuştur. Azalan buharlaşma şartlarına bağlı olarak kapalı havzalardaki göllerin seviyeleri yükselmiş, bazı göller dış drenaja bağlanmıştır. Konya-Ereğli Havzası gibi yerler gölle kaplanmıştır. Gölde oluşan kuvvetli dalgaların derin kıyılara çarpması ile falezler oluşmuş, sığ yerlerde kıyı kumulları meydana gelmiştir. Son Buzul Çağı’nın en önemli özelliğinden biri de deniz seviyesinin şimdiki seviyesine göre 125 m kadar düşmesidir. Bu düşme sonucu kıyı bölgelerimizde 125 m derinliğe kadar olan kıta sahanlıkları kara haline gelmiş ve günümüzdeki akarsular, bugünkü döküldükleri yerden km’lerce uzakta denize ulaşmışlardır. Örneğin Gediz Nehri, Karaburun civarında Ege Denizi’ne dökülmüştür. Son Buzul Çağı’nda Avrupa Sibirya kökenli bitkiler, Anadolu’nun önemli bir bölümüne yayılmıştır. Günümüzde dağların yüksek kesimlerinde yetişen sarıçam ve ladinler Karadeniz kıyısına kadar yayılmıştır. Özellikle sarıçamlar, Ege Bölümü’nün doğusuna kadar sokulmuş, Akdeniz Bölgesi’nde Torosların güneye bakan yamaçlarına kadar ilerlemiştir. Anadolu’nun iç kesimi bozkır özelliğindeki bitkiler tarafından kaplanmıştır. Anadolu’nun iç kesiminde zaman zaman fırtınaların hüküm sürdüğü Son Buzul Çağ’ında toprak oluşumu önemli ölçüde durmuştur. Bu döneme ait eoliyan malzemelerin toprak ve depolarda bulunması bu durumu doğrulamaktadır. Son Buzul Çağı’nda geçimini avcılık ve toplayıcılıkla sağlayan paleolitik insanlar, özellikle Güneydoğu Anadolu ve Toros dağlarının eteklerindeki mağaralarda (Karain, Beldibi mağaraları gibi) yaşamışlardır. Günümüzden 10 000- 10 500 yıl öncesine dayanan Holosen başlarından itibaren sıcaklık ve yağış artarak günümüz iklim koşulları belirmeye başlamıştır. Sıcaklığın artmasına bağlı olarak yüksek dağlardaki kar ve buzulların erimesi, kadostrofik taşkınlara neden olmuştur. Fırat ve Dicle nehrinin oluşturduğu taşkınlar, Güneydoğu Anadolu’da geniş alanlara yayılmıştır. Akarsuların taşıdığı büyük bloklar bugünkü Fırat ve Dicle’nin kıyı kesimlerindeki düzlüklerde birikmiştir. Antalya Körfezi’nin doğusundaki düzlük alanlar, Toroslardan gelen kireçli sular tarafından kaplanmıştır. Sellerin getirdiği malzemelerin biriktiği yerlerde toprakların üst kesimi örtülmesiyle “gömülü paleosollar” oluşmuştur. Holosen’de sıcaklık ve yağışın artmasına bağlı olarak, Buzul Çağı’nda kıyı bölgesine kadar sokulmuş olan soğuk koşullarda yetişen ormanlar, dağların üst kesimlerine kadar ilerlemeye başlamıştır. Bunların yerinde günümüz iklim koşullarında yetişen bitkiler yayılmaya devam etmektedir.. Anadolu’daki kapalı havzaları işgal eden bazı göllerin kuruması ve seviyelerinin alçalması ile oluşan düzlük alanlar belirmiştir. Paleolitik dönemde Akdeniz ve Güneydoğu’daki mağaralarda yaşayan insanlar, Anadolu’nun iç kesimlerine doğru göç ederek göl kıyısındaki düzlük alanlara yerleşmişlerdir. Bunlara örnek olarak, Eski Konya Gölü’nün kenarındaki Çatalhöyük, Burdur Gölü yakınındaki Hacılar, Suğla Gölü/Ovası kenarındaki Süberde verilebilir. Buralara kurulan Neolitik yerleşmelerde insanlar, toplayıcılıktan üretime geçmişler, buğday, arpa, mercimek gibi yabani taneli bitkileri kültüre alarak tarım yapmaya başlamışlardır. Bu arada koyun, keçi, köpek vb. ve hatta atı evcilleştirmişlerdir. Günümüzde Ergani yakınındaki Çayönü neolitik yerleşmesinde bakır bile ergitilmiştir. Böylece Anadolu, dönemin en önemli uygarlık merkezi arasına girmiştir. Deniz seviyesinin yavaş yavaş yükselerek şimdiki durumuna gelmesiyle tektonik oluklar, geniş tabanlı vadiler birer koy ve körfez haline gelmiştir. Efes, Milet gibi tektonik kökenli olukların içerisine ticaretle uğraşan toplumlar yerleşerek modern anlamdaki sanat ve medeniyetin temellerini atmışlardır. Anadolu’da artan orman tahribatı ve arazi degradasyonuna bağlı olarak kıyı bölgelerinde günümüzdeki hızlı delta ilerlemesi, siltasyon, sedimantasyon başlamıştır. Günümüzdeki deltalar, son deniz yükselmesine göre oluşan deltalardır. Engebeli topoğrafyaya sahip olan Anadolu, Kuvaterner’deki iklim değişmelerinin biyolojik çeşitlilik üzerinde de çok önemli etkisi olmuştur. Şöyle ki, soğuk dönemde yetişen bitkiler, dağların yüksek kesimlerine çekilerek yaşamlarını sürdürmektedir. Örneğin soğuk dönemde Anadolu’da yaygınlaşan huş ağacı (Betula sp.) günümüzde Nemrut Dağı kalderası ile Ağrı, Mercan ve Doğu Karadeniz dağlarında bulunmaktadır. Sarıçamlar ise İç