83 Hüseyin Avni Bundan sonra… Zamanımızın -cüceliklerine rağmen- kendilerini dev aynasında gören, tatbîki (pratik) hayatlarındaki yamuklukları iç dünyalarına akseden çağdaş Müslüman Luther’leri hemen hemen her sahada olduğu gibi (çalgı, şarkı-türkü) sahasında da İslâm’ın hükümlerini tahrîf etmenin ağır vebâlini taşımaktadırlar. Luther’in Hristiyanlıktaki reformu bir cihetle tecdîd sayılmakla mes’eleyi olumsuzdan olumluya yaklaştırmış olmasına rağmen bizim Luther’lerinki tam aksine her cihetle tağyîr ve tebdîl olmakla menfiliğe/olumsuzluğa kaymaktan başka bir keyfiyyet/nicelik arz etmemektedirler. Kısacası bizim Luther’lerimiz tek kelimeyle sefiller!.. Bir yanda aşağılık hislerini tatmîn etmeye çabalarlarken, diğer yanda hem İslâm’ın kalesinde gedikler açmanın galetinin, belki de hiyânetinin, hem de muhâtablarına maskara olmanın hazîn tablosunu sergilemektedirler. Bu Luther’lerin sürüsüne, şimdilerde bir takım, hoca, mürşid ve üstad 1 yaftalı kişilerin de katılmış olması, işi içinden daha da çıkılmaz hâle sokmuştur. Uydum kalabalığa 2 ta’bîriyle ifâde edebileceğimiz bir davar mantığıyla, ilimsiz ve irfânsız ahkâm kesmenin fecâati, ilmî tahrîfâtın felâketi yanında bir hiç mesâbesindedir. Unutmamalı ki, zamanın zurnacı hocaefendilerinin ve mürşidlerinin fâsid, hatta bâtıl zannlarıyla Makyavelistlikten çok ileri olan maslahatçılıkları ve vehimleri, hiçbir şekilde Şer’î hakîkatleri değiştirmeye yetmez. Ellerine maslahat maymuncuğunu alarak, hedeleri adına her bir mel’anet kapısını açmaya kalkışan bu çilingirlere karşı her basîretli Mü’minin uyanık davranması elzem olan şeylerdendir. Onları İslâmî edeb ölçüleri içerisinde îkâz etmeli, ısrâr etmeleri hâlinde de ellerindeki maymuncukları alıp çöpe fırlatmalıdır. Bu yazımızda; Yûsuf el-Karadavî’nin, saçmalar galerisi olan Çağdaş Fetvâları’nın(!) ikinci cildindeki, ilim sefâleti bir fetvâsını, günümüzde İslâm adına 1 Hakîkîlerinin ayaklarının tozu olmayı şeref kabûl ederiz. 2 Sevâd-ı A’zam ma’nâsında değil de, mutlak çoğunluğu kasdediyoruz. kesip biçenlerin seviyesini göstermesi düşüncesiyle ele alıp, kısmî bir tahlîle tâbi tutacağız: Ğına ve mûsıkî hakkında İslâm’ın hükmü nedir? 3 başlığı altında sergilenen fetvâ kılıklı muğâlatayı inceleyeceğiz. İşine gelmeyen yerlerde mutlak müctehidleri hiçbir şekilde hesâba katmayan, hatta âmiyâne bir ta’bîrle -bağışlayın- sollayabilen bu şahsın, hevâsına uyan yerlerde ise her türlü kişi ve görüşleri kalkan yapabilecek seviyede olduğunu ileride beraberce göreceğiz. Hevâsı doğrultusunda hüccet ve bürhân seviyesindeki delîlleri, zann, hatta şübhe, hatta ve hatta vehim derekesine düşürürken, yer yer zannları, yer yer şübheleri, yer yer de vehimleri hüccet ve bürhân seviyesinde göstermeye çalıştığına hep beraber şâhid olacağız. Çağdaşlığın tabii bir gereği olan bu tavır elbette samîmî mü’minlerden çok uzak… Biz önce O’nun “fetvâ”sını tahlîle başlayalım… Ondan sonra da -inşâellâh- âlimlerin dediklerini aktaracağız… Karadavî: ‘Ğınâ ve mûsıkînin bir kısmı ittifakla harâm, bir kısmı ittifakla mübâh, bir kısmı da tartışmalıdır. Cevâb: Bir: Bu taksîm doğru değildir. Doğrusu, sadece ğınânın böyle bir taksîme tâbi tutulduğudur. Mûsıkî ise farklı bir şeydir. Karadavî burada meseleyi karıştırmıştır. İki: Selef âlimlerinin bu ğınâ’yı üçe taksîmleri içinde mütalaa ettikleri şeylerle Karadavî’ninkiler farklıdır. Üç: Yazısının bütününden de anlaşılacağı üzere kendince asıl iki kategori esâstır. Dört: Zîrâ O, İttifakla harâm olan ğınânın bir kısmını ihtilâlı sınıfa, ihtilâlı olanların bir kısmını da ittifakla mübâh sınıfına sokmuştur. Beş: Ğınâyı sadece söz olarak değerlendirmiştir ki, bu, ya cehâlet, yâhud hıyânet eseri bir adatmacadır. 3 İslâm’ın değil de kendi hükmüm deseydi neyse. Ğına ve Müzik Hakkında İslam’ın Hükmü مِ حيَ الرِ نَ مْ حَ الرِ اهِ سمِ بِ يمِ جَ لرَ اِ انَ طْ يَ لشَ اَ نِ مِ اه اِ بُ وذُ عَ اَ نِ عَ مْ جَ ه اِ لَ أَ وٍ دَ مَ حُ مَ ناِ دِ يَ سَ لىَ عُ مَ اَ السَ وُ ةَ اَ الصَ وَ نِ َ لَ عاْ الِ بَ رِ هِ اهُ دْ مَ ْ لَ ا