ÇİFTÇİ’NİN ŞİİR TARLASINDA ESTETİK BİR HASAT DENEYİMİ 1 İhsan Metinnam 2 Türkiye‟de demokrasi ve demagoji kavramlarının birbirinin aynı olduğu söylenebilir. Her iki kavramın kökenine bakıldığında, iki kavramın da “halk”, “ahali” kavramlarından türetildiği görülebilir. Sözlüklere bakıldığında kavramların anlamlarının farklı olduğu görülecektir. Ancak, kavramların anlamı sözlüklerde yazılandan ibaret değildir. Toplumsal dinamikler ve tarihsel koşullar kavramların bıraktıkları izleri birbirine karıştırabilir. Eğ er bir ülkede, demokrasi ve demagoji kavramları yaklaşık anlamlara geliyorsa, o ülkede eleştiri geleneğinin yoksunluğundan ve estetik birikimin eksikliğinden söz etmek yerinde olur. Estetik ve eleştiri birbirini besleyen, biri diğerinden daha az önemli ol mayan iki kavramdır. Herhangi bir şeyin ne kadar, ne bağlamda, neden iyi, güzel, doğru vb. olduğu konusunda yargıya varmak eleştirinin işiyken, estetik de yargının odağında konumlanmaktadır. Ziss (2011, sf.8) Vissarion Bielinski‟nin “eleştiriyi hareket halindeki estetik” olarak tanımladığını aktarır. Bu ifadenin ne anlama geldiğini anlayabilmek için estetiğin tanımı üzerinde durmak gerekir. “ „Estetik‟ „duyu algısı‟, „duyusal algı‟, „duyum‟ ya da „duyusal biliş‟ anlamlarına gelen Yunanca aisthesis sözcüğünden gelir” (Carroll, 2012 & Kagan, 1982). Cömert‟e (2008, s.15) göre; “ „Estetik‟, aisthanesthai‟den gelmekte olup algılama, kaydetme gibi anlamları içerir”. Ancak, Kagan‟a (1982, s.5) göre; “estetik yalnızca güzel olanın bilimi değildir; estetik, insanın çevresinde yatan, insanın pratik faaliyetinde yarattığı ve gerçekliği yansıtan sanatta saptanabilen tüm estetik değerlerin zenginliğini araştıran bilimdir. Bu anlamda, estetik gerçekliğin insanlar tarafından estetiksel olarak özümlenmesinin bilimi olarak tanımlanabilir”. Öznelliğe kaçmayan, nesnel ilkelere bağlı bilimsel bir eleştiri geleneğinin, duyuları eğitilmiş, estetik deneyimleri zengin bir toplumda var olabileceği söylenebilir. Duyusal bilginin edinimi için bireyin dış dünyayla ilişkilenmeye açık olması, yeni yaşantılar edinmesi gerekir. Bu yüzden de bedenin tabu olmaktan çıkarılarak yaşamın akışına cesaretle sokulması gerekir. Dış dünyaya çıkan insan, ister istemez duyular yoluyla çeşitli bilgiler edinecektir. Duyuların işler olması, zihnin de işler olmasını, yaşamaya, yaşama karşı korkunun yok olmasını sağlayacaktır. Bunun sonucunda, birey edindiği estetik deneyimi, özgür bir eleştirel tutuma dönüştürerek dengeli bir gelişim sağlayacaktır. Kısacası, bireyin duyularıyla yoğunlaştığı bir yaşam estetiği hareketli kılacak, eleştiriyi de taze tutacaktır. 1 Bu yazı, Şiiri Özlüyoruŵ dergisinin 61. SayısıŶda (2014) 78-84 Ŷuŵaralı sayfalar arasıŶda yayıŵlaŶŵıştır. 2 AŶkara ÜŶiversitesi Eğitiŵ Biliŵleri Fakültesi Güzel “aŶatlar Eğitiŵi AŶabiliŵ Dalı Araştırŵa Görevlisi.