230 Türk Dili * Yrd. Doç. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi. Türkiye’de Halk Edebiyatı Çalışmalarının Başlaması Neslihan KARAKUŞ * 789-1799 Fransız İhtilali ile gelişen modern milliyetçi düşün- ce 19. yüzyıl başlarından itibaren Avrupa’da, 20. yüzyıl başla- rından itibaren ise dünya genelinde egemen olmuştur (Delmas, 1967: 77). Bu düşüncenin Osmanlı Devleti içinde yaşayan çe- şitli milletler üzerindeki tesirini azaltmak amacını da içeren Tanzimat Fermanı 1839’da ilan edilmiştir. Türk tarihinde demokratikleşmenin ilk adımı olarak kabul edilen bu fermanda yer alan eşitlik ilkelerine rağmen, Batı’da büyük bir hızla gelişmekte olan milliyetilik akımının Osmanlı düşünce yapısını etkilemesi önlenememiş ve “halka dönüş” adımları fiilen atılmaya başlanmıştır (Eryılmaz, 1992: 86). Avrupa’da bu akımın ortaya çıkardığı “millet olgusuna dayalı bir devlet olma” hareketi ile 18. yüzyılda başlayan halk edebiyatı araştır- maları, Türk edebiyatında yüz yıl gecikmeli olarak başlamıştır (Güzel, 2012: 56-58; Oğuz, 2006: 1-50). Halkın asırlardan beri kuşaktan kuşağa sözlü olarak taşıdığı sözlü kültür halk bilimi; bu kültürel kesitin destan, atasözü, masal, tekerleme, efsane, türkü, ağıt, ninni gibi manzum ve men- sur verimlerini içeren kısmı da halk edebiyatı olarak nitelendirilmektedir. Halk edebiyatı, Türkiye’de Osmanlıcılık ve İslamcılık görüşlerinin uygu- lama alanının kalmaması ve milliyetçilik akımının gelişmesiyle incelenmeye başlanmış, Cumhuriyet’in ilanıyla çok uluslu bir devletten milliyetçi bir devlet yapısına geçilmesiy- le de bilimsel anlamda ilerlemeler kaydedilmiştir. Türkiye’deki derleme çalışmalarının başlaması, halk edebiyatı verimlerinin ortaya çıkarılması, bulunan ürünlerin toparlanıp yayınlanması, bu sahada bilim kürsülerinin açılması ve çalışmaların sistematik bir düzen alması 19. yüzyılın ortalarını bulmuştur (Güzel, 2012: 59; Oğuz, 2012: 15; Güleç, 2011: 1). Büyük ölçüde derlenildiği düşünülen sözlü ve yazılı halk edebiyatı ürünleri “avam”a ait olduğu için uzun süre kabul görmemiş, önemsenmemiştir (Çobanoğlu: 2009: 9). Gü- nümüzde bile bu görüşü benimseyen akademisyen ve aydınlar bulunmaktadır. Halk tür- külerini küçümseyip onlardaki zarif tutkuyu hissedemeyen, fıkralardaki ince zekâyı gö- remeyen, masallardaki motifleri fark etmeyen, destanlardaki kahramanlık nağmelerini duymayan, anlamayan, düşünmeyen yazar ve aydınlarımız vardır. 1