1 "Malumun İlanı": Bir Konferansın Düşündürdükleri 1 Tarih düş gördürür; ulusları sarhoş eder, onları yanlış anılarla yükler; tepilerini (=réflekse) abartır, eski acılarını deşer; rahat duruyorken azdırır ve onlarda büyüklük hastalığı, haksızlığa uğramışlık duygusu uyandırır. Tarih ulusları kırgın, dar görüşlü, çekilmez kılar, boş böbürlenmelerle doldurur. Paul Valéry Ertuğrul Meşe Tarih, siyasal bir kimlik oluşturmak için yapılan büyük çabaların merkezi alanlarından biridir. Tarih, ölü bir dün olmanın dışında bu işlevi de görür. Bu yüzden tarih yazımı kendi içinde pek çok sorun barındırmaktadır. Bu sorunların büyük bir kısmı teknik/yazıma ilişkin metodolojik sorunlar olarak adlandırılsa bile, sorunların büyük kısmı, mevcut siyasi ilişkilerin, seçilen konudan başlayarak her aşamada yazım sürecinden etkilenecek olması ve aynı zamanda bu süreci yönlendirebilir ve belirleyebilir olabilmesidir. Bu sorun ayrımları, basitçe yapılabilecek ayrımlar değildir. Tarih yazımı esas olarak bir bilinç oluşumu/oluşturumu süreci olarak ele alınabilir. Siyasi anlamda, üretilen tarih ile toplum kendi ne’liğinin bilincine varır. Çünkü tarih, bir zihin inşa sürecidir. Bu süreç objektiflik algısı ya da yanılgısını da beraberinde getirir. Bu bağlamda Türkiye’de son zamanlarda geneli akademili olan tarihçiler tarafından yapılan bir konferans ve bu konferansa sunulan tebliğler, milliyetçilik, tarih yazımı ve bu yazım türünü üretenlerin toplumsal/zihinsel dünyaları, bir toplumun kendini kurmasında ve algılamasında, ötekini kötülerken kendini aklayan ve buna tarihin nasıl alet edildiği, meslekten bir tarihçi olmayanın bakışı ile değerlendirilmeye çalışılacaktır. Bir Tarih Telakkisi ya da Hayal Edilen Ulus Fantezileri Ulus, hayal edilmiş bir siyasal topluluktur –kendisine aynı zamanda hem egemenlik hem de sınırlılık içkin olacak şekilde hayal edilmiş bir cemaattir. Hayal edilmiştir, çünkü en küçük ulusun üyeleri bile diğer üyeleri tanımayacak, onlarla tanışmayacak, çoğu hakkında hiçbir şey işitmeyecektir ama yine de her birinin zihninde toplamlarının hayali ile yaşamaya devam edecektir (Anderson;2004,20). Milliyetçiliklerin her zaman tarihe gönderme yapan bir söylem üzerine oturdukları söylenebilir. Hepsi efsaneler, özellikle de yaratılış efsanelerine büyük önem verir. Hepsi söylemlerini tarihsel, dilbilimsel, antropolojik “kanıtlar”la temellendirmeye çalışır ve ideolojilerini bilimsel dış görünümler altında gizler (Copeaux;2006,26) ve kendilerini siyasi, sosyal ve etik anlamda bir söylem olarak, kendini oluşturan toplumda ve bireylerde kurarlar. İster bireylerde olsun isterse toplumun genelinde, kötü işleyen bir bellek, bizi şimdiki zamana bağlayarak aldatıcı görüntüler verir ve sanki bize perspektif duygusu kazandıracakmış gibi en yakınımızda bulunan şeyleri bizden uzaklaştırır (Augé;1999,55). Kötü ve tahrif edilmiş bir bellek ve kazandırdığı yanlış perspektifler, yaşamın kuruluşunun sakat mantıklar üzerine bina edilmesini sağlayarak bilinçte köklü ve faturası ağır değişiklikler yapar. Bilinçteki bütün köklü değişiklikler, doğaları gereği beraberlerinde tipik bazı amneziler getirirler. Belirli tarihsel koşullarda, bu amnezilerden/unutuşlardan çeşitli anlatılar fışkırır 1 Birikim Dergisi 235. sayı, Kasım 2008, 49-58.