II.DÜNYA SAVAŞI SONRASI TÜRKİYE’SİNDE, MİMARLIK KURAMI VE PRATİĞİNİN YENİDEN YAPILANMASI İÇİNE BAYSAL- BİRSEL RASYONALİZMİ NASIL YERLEŞTİRİLEBİLİR ? İlhan Tekeli I.GİRİŞ Mimarlar Odası iki yılda bir Türkiye’de mimarlık tarihinde önemli bir yeri olan bir mimarı ele alarak, onun çalışmalarını ayrınlı olarak değerlendiren toplanlar ve sergiler düzenliyor, mimarlık tarihçilerinin araşrmalarında yararlanacakları bir arşivin, zaman içinde oluşmasını sağlıyor. Tabii bu çok değerli bir çaba. Eğer bir ülkede, bir meslek alanı kendi gelişme tarihini bilmek için bilinçli bir çaba göstermiyorsa, tarihinin farkında değilse, o toplumda bir saygınlık talebinde bulunması da zor hale gelir. Bu bakımdan Türkiye’de mimarlar ve doktorlar ayrıcalıklı bir yere sahipler. Tarihlerine eğimlerinde de önemli bir yer veriyorlar. Mimarlar Odası 2012-2014 yılları anma programı için bir mimarı değil, Haluk Baysal-Melih Birsel ikilisini seçmiş bulunuyor. 1952-1978 yılları arasında Haluk Baysal ve Melih Birsel faaliyetlerini iç ilişkileri oldukça esnek bir büro içinde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu büro çalışmasına son verdikten sonra Baysal ve Birsel çalışmalarını ayrı, ayrı ama etkileri azalmış bir biçimde sürdürmüşlerdir. Mimarlar Odası bu sempozyumunu adını saptarken “Baysal-Birsel Rasyonalizmi” vurgusunu yapmış olmasını, bu sempozyumun, sadece Baysal-Birsel öyküsüyle sınırlı kalmasını istemediğini, bu öykünün Türkiye’nin bu dönemde mimarlıkta yaşadığı uluslararası sle geçiş öyküsüyle bütünleşrilmesini beklediği şeklinde yorumluyorum. Bu toplanyı düzenleyen dostlar benden yine, dönemin siyasal ve sosyo-ekonomik özellikleri ile mimarlık ortamı hakkında bir konuşma yapmamı istediler. Ben de çok yakında II.Dünya Savaşı Türkiye’si üzerinde kapsamlı bir çalışma yapğım için böyle bir bildiri yazmayı severek kabul em. Bir mimarın ya da mimarlık bürosunun faaliyetlerinin toplumsal bağlamıyla ilişkisini, gereksiz bilgilere dağılmadan kurabilmek için, söz konusu öznelerin yaşamları konusunda yapılmış araşrmalara başvurmak gerekir. Bu bakımdan şanslıydım. Müge Cengizkan’ın editörlüğünü yapğı Haluk Baysal-Melih Birsel kitabı ve bu kitap içinde merkezi bir öneme sahip Ela Kaçel’in: “Fidüsyer:Bir Kolekf Düşünme Praği” başlıklı yazısı ile Uğur Tanyeli’nin 1998’de Arredamento Mimarlık içinde yer alan “Haluk Baysal-Melih Birsel” yazısı , bu konuşma için bana yeterli bir çıkış noktası oluşturdu. Genellikle biyografi yazarlarının öyküsünü yazdığı kişiyle bir sempa ilişkisi kurdukları bilinir. Ela Kaçel’in yazısında da bu genel eğilimin varlığının izi sürülebilir. Bu yazıda yazarın saygı duyduğu bu iki mimarı Türkiye’deki mimarlar camiası içinde farklı kılan özellikler ortaya konulmaya çalışılıyor. Anlasını daha çok bu tür farklılıklar üzerinden kuruyor. Oysa bu toplanyı düzenleyen dostlar benden karşıt bir yaklaşım bekliyorlar. Baysal-Birsel ikilisinin içinde bulunduğu toplumsal ortamla ilişkisini kurarken onların performansını genelin içine yerleşrmemi isyorlar. Ben onları genelin içine yerleşrmeye çalışacağım. Benden beklenen işlevi yerine gerebilmek için konuşmamı genelden özele doğru sıralanan sekiz alt temayı sırayla ele alarak gelişreceğim. Birinci olarak Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrasında yaşadığı siyasal ve ekonomik dönüşümün niteliği üzerinde durulacak. İkinci olarak da bu dönemde Türkiye’nin yerleşme yapısında yaşanan büyük dönüşümün, kentleşmenin