Sosyoloji ve Tarih İlişkisi Marmara Üni. Atatürk Eğitini Fak. Öğr. Gör. Tarihi, geçmişe ait bilgi ya da geçmişin araştırılması olarak alırsak, içinde yaşanılan sosyal grup veya onun sosyo-kültürel değerleri de tarihin sahası içine girer. Çünkü ya- şanılan hâl statik değildir; bu nedenle araştırma yaptığımız anda bile, araştırılan o an tarih olmaya yönelmektedir. O halde tarih nedir ve sosyoloji ile nerede ilişki halinde ol- malıdır? Bu sorunun cevaplandırılması gerektir. Öyleyse ilk cevaplandırılması ge- reken, "tarih nedir" sorusudur. An- cak bunun tarihçiler değil, tarih fel- sefecileri tarafından araştırılmış ol- ması dikkat çekicidir. Telif tarih e- serlerinin çoğunluğunda tarihin ta- nımlanmamış olması düşünülmeye değer bir başka konudur. Bu hususta ümit veren çalışmalar tabiî ki mev- cuttur. Fakat bunlar parmakla sayıla- cak kadar azdır. Tarih Felsefesi "Tarih Felsefesi" hususunda Türkiye'de ilk telif eserin sahibi o- lan Uçar'a göre, "tarih kelimesi İb- ranice 'verrehe'den gelir ve 'hilali görmek' demektir... tarih kelimesi (tef'il babında 'tevrih'ten) hadisele- rin tarihini tesbit etmek demektir. Batı dillerindeki tarih kelimesi ise Yunanca "istoria" kelimesinden ge- lir ve "tek tek araştırma ve incele- me" mânasını ifade eder. Bu kelime Arapçaya ustûre (efsane, mitoloji) o- larak geçmiştir. Kur'an'da ibret diye anlatılan Ad ve Semûd gibi eski ka- vimlerin hikâyeleri hakkında "bun- lar eskilerin masalları diyorlar- dı..." 1 . Fakat tarih hiç bir zaman ma- sal olarak algılanmamalıdır. Eğer ta- rih masal diye algılanırsa, o zaman geçmişle gelecek arasında bağlantı kurulamaz. Çünkü "bugünümüz bir bakıma tarihin üst üste yığılmış mahsüllerinin bir ifadesidir... Bize düşen görev (ise), bu zengin mira- sın iç mantığını kavramaktır" 2 . Sa- it Başer ise özel bir sohbetimizde, vak'anüvis tarihçiliğinin tarifi "bi- zim geleneğimizdir" diyerek tarihçi- lik, "olup biten hadiselerin hikme- tine ulaşma ve hangi ilahî ilimlerin tecellilerini taşıdığını keşfetme il- midir"* diyerek tarihî anlayışımızın felsefî temeline dikkati çekmiştir. İbn-i Haldun'un Görüşleri İslam tarihçiliği mimarlarından üstat İbn-i Haldun ise, "tarih, in- sanların ve kavimlerin hâl ve du- rumlarının nasıl değişmiş olduğu- nu, devlet sınırlarının nasıl genişle- miş, kudret ve kuvvetlerinin nasıl artmış bulunduğunu, ölüm ve yı- kılma çağı gelinceye kadar yeryü- zünü nasıl imar ettiklerini bize bil- dirir. Bu tarihin zahirî (açık anla- şılan) mânasıdır. Tarihin içinde saklanan mâna ise, incelemek, dü- şünmek, araştırmaktan ve varlığın (kâinatın) sebep ve illetlerini dik- katle anlamak ve hadiselerin vuku ve cereyanın sebep ve terkibini in- celeyip bilmekten ibarettir. İşte bundan dolayı tarih şereflidir ve hikmet'in içine dalmıştır" 3 ; diyerek tarihî geçmiş olayların anlaşılmasın- da başvurulan kaynak ve onların fel- sefî temellerini vurgulamıştır. Uçar'a göre, "tarih hakkında iki tavır benimsemek mümkündür: Bi- rincisi, bunlar eski devirlerde olup bitmiş işler, "eski efsaneler", diye- rek tarihe itibar etmemek; ikincisi de, Kur'an'daki tavrı benimsemek; tari- hî hadiselerin sebeplerini anlamaya çalışarak ve tarihî bir mânada yorum- layarak, ondan istifade etmeye çalış- Toynbee Dr. Mustafa AKSOY