17 rahatça denilebilir ki Kürtçe için Medce tabirinin kullanılması o dönemde Erme- niler tarafından ikisinin özdeş görüldü ğü- nü ortaya koymaktadır. Bu da Kürtçe ile Medce arasındaki ilişkiyi göstermesi ba- kımından önemlidir (Ermeniler’in halkları adlandırmada kadîm atalarının isimlerini kullanma eğilimleri için bk. Öpengin, sy. 11 [2013], s. 27-28). Kürtçe’nin tasnifine gelince bu hususta Şeref Han’ın (ö. 1604) daha 1594 yılında günümüz tasnifleriyle büyük bir paralel- lik içerisinde Kürtçe’yi Kurmanç, Goran, Lor (Lur) ve Kelhur olmak üzere dört kola ayırması dikkati çeker. Bugünkü tasnifle- rin Şeref Han’dan ayrılan yönü dördüncü kola üçüncü kol içerisinde yer verilmesidir. Bu çerçeveden bakıldığında Kürtçe’yi üç kol şeklinde tasnif etmek uygun görün- mektedir. Kurmançi kolu kendi içerisin- de Yukarı Kurmançi ve Aşa ğı Kurmançi olarak iki kola ayrılmaktadır. Ancak gü- nümüzde Kurmançi dendi ğinde sadece kuzey kolu anla şılmakta, Aşa ğı Kurmançi için Sorânî ifadesi kullanılmaktadır. Yuka- rı Kurmançi’nin Bâyezîdî, Hekkârî, Botî, Aşîtî, Bâdînî, Maraş-Malatya, Fırat, Mar- din, Kurmanç da ğı (Efrîn), Orta Anadolu ve Horasan; Aşa ğı Kurmançi’nin (Sorânî) Mûkriyânî (Mehâbâdî), Erdelânî (Sineyî), Bâbânî (Silêmânî), Germiyânî (Kerkûkî), Çomanî, Kelarî, Piştderî ve Hewlêrî (Er- bil) gibi ağızları vardır. Kürtçe’nin ikinci kolu Şeref Han’ın Gorânî olarak zikretti ği koldur. Bu kol günümüzde dil bilimciler tarafından Zâzâkî ile birlikte zikredilerek Gorânî / Zâzâkî şeklinde anılmaktadır. Şe- ref Han’ın Şerefnâme’sinde Eğil, Palu, Çermik ve Süveydi gibi Zaza beyliklerine Kürt beylikleri içerisinde yer vermesi, an- cak Kürtçe’nin kolları arasında Zazaca’yı anmaması, onun da günümüzdeki yak- la şımlara uygun olarak Zâzâkî’yi Gorânî ile aynı kategoride kabul etti ğini ortaya koymaktadır. Bu kol do ğal olarak Gorânî ve Zâzâkî diye iki kola ayrılmaktadır. Gorâ- nî kolunun Hevrâmî (Hevremânî), Bâcelânî, Şebek ve Şârezûrî; Zâzâkî kolunun da Der- simî, Pâlûyî, Pîrânî, Sveregî gibi ağızları bulunmaktadır. Bütün Zazalar’ın kendileri için Zaza tabirini kullanmadıkları da belir- tilmelidir. Bir kısmı kendilerini Kırmanç, bir kısmı Kird, bir kısmı Dimili, bir kısmı da Zaza diye tanımlamaktadırlar. Zaza tabiri son dönemlerde Zaza olmayanlar tarafın- dan bu kolların tamamı için kullanılmakta- dır. Kürtçe’nin üçüncü kolu ise Lorca’dır. Lorca’nın Kirma şanî, Behtiyârî, Hânek¢nî, Mendelâvî, Kasırşîrînî, Feylî, Lekî, Kelhûrî ve Mâmesânî gibi ağızları vardır. Şeref sy. 40-41 (1920), s. 19-97; sy. 44-45 (1921), s. 205-302; Chaukeddin Issa, “Yezîd Ibn Muaviyye ve Yezidiler”, Dengê Êzîdiya, sy. 6-7, Oldenburg 1997, s. 22-25; Ahmet Taşgın, “Yezîdiyye”, DİA, XLIII, 525-527. ÿMetin Bozan IV. Dil ve Edebiyat. A) Kürt Dili. Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesinin İranî diller kolu- nun kuzeybatı grubuna girer. İranî dillerin genelde üç aşaması oldu ğu kabul edilir. Son aşama İslâmî dönemle başlamış olup orta aşama milâttan önce III. yüzyıla, ka- dîm aşama ise milâttan önce 2000 yılları- na kadar gider. Orta dönem İran dillerine ait belgeler kadîm döneme göre daha çok- tur. Bu dillerin en önemlileri Partça (m.ö. 200-m.s. 220) ve Orta Farsça’dır (220-650). Her ikisi de Batı İran dil grubuna girmekle beraber Partça kuzeybatı, Orta Farsça ise güneybatıda yayılmıştır. Kürtçe orta dö- nemdeki kökeni Partça, kadîm dönemdeki kökeni Medce (m.ö. 700-m.ö. 500) olan kuzeybatı grubuna giren bir dildir. Fonetik ıdan bakıldığında Zazaca ve Gorânîce’- nin Partça’ya en yakın Kürt dilleri oldu ğu İranistler tarafından kabul edilmektedir. Di ğer diller olan Kurmançi ve Sorânî Kürt- çeleri’nin Partça’nın devamı olması mese- lesi tartışma konusudur. Bununla birlikte Partça bazı cümlelerle günümüz Kurman- çi Kürtçesi’nde mevcut kar şılıkları arasın- daki benzerlik (bk. Boyce, II, 34) şa şırtıcı bir şekilde Kurmançi Kürtçesi’nin Partça ile olan yakınlığını ortaya koymaktadır. Kürtçe’nin kadîm dönemdeki öncüsü Medce ile olan ilişkisine gelince, bu ilişki Kürtçe’nin kökeninin Medce’ye kadar gitti- ğine dair genel bir kabule dayanmaktadır. Ancak günümüze ula şan Medce bir metin bulunmadığı için bu ilişkiyi belgelendir- mek güçtür. Bununla birlikte XV. yüzyıla ait (1430-1446 yılları arası), üzerinde Med- ce oldu ğu yazılmış 1430 yılından kalma Ermenice bir el yazmasında yer alan bir dua cümlesinin Farsça, Arapça ve Türkçe versiyonlarından sonra Medce versiyonu olarak verilen ibare (bk. Mackenzie, XXII/2 [1959], s. 354-355) Medce ile Kürtçe ara- sındaki ilişkiyi gözler önüne sermesi açı- sından önemli bir ipucu vermektedir. Zira arkaik bazı özellikler dışarıda bırakılacak olursa bu cümlenin günümüz Kurmançi Kürtçesi ile aynı oldu ğu görülür. Kadîm Farsça’ya geçen Medce kelimeler dışında Medce’den günümüze ula şan bir belge ol- madığından bu ifadeye 2000 yıl öncesinde konu şulan Medce gözüyle bakmak güç- tür. Ancak dua cümlesinin dil özellikleri göz önüne alındığında Medce tabirinden Kürtçe’nin kastedildi ği anla şılır. Dolayısıyla lerinde devlet tarafından kısa süreli de ol- sa Yezîdîler’e Kilis ve Revândiz beylikleri verilmişti. Ancak tarihî süreç içinde Ye- zîdîler gerek Osmanlılar’la gerekse iç içe ya şadıkları Sünnî Kürt yerel yöneticilerle gerilimler ya şamışlardır. Bu gerilimlerin arkasında siyasî sebeplerin yanı sıra Melek Tâvûs gibi inançlar da yatmaktadır. Günü- müz Yezîdîle’rinin büyük kısmı merkezleri durumundaki Musul’un Şeyhân ve Cebe- lisincar bölgelerinde hayat sürmektedir. Suriye, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenis- tan, Moskova ve İran’da çok sınırlı sayıda Yezîdî vardır. Türkiye’de ise Yezîdîler daha çok Mardin, Şırnak, Şanlıurfa, Diyarbakır, Siirt, Batman ve Hakkâri illerinde çe şitli köy ve mezralarda ya şamaktaydı. Yezîdî- ler, 1970’li yıllardan itibaren gerek sosyal ve siyasal sebeplerle gerekse iş bulmak amacıyla Türkiye’deki çe şitli şehirlere ve Avrupa’ya göç etmişlerdir. Göçlerden sonra söz konusu illerde sayıları büyük ölçüde azalmış, kimi köyler ise tamamen bo şalmıştır. Nüfusları hakkında çelişkili rakamlar verilmekteyse de muhtemelen 600-650.000 arasında bir nüfusa sahip- tirler. Bunun 40.000’i Avrupa’da, 80.000’i Kafkasya ve Rusya’da bulunmaktadır. Türkiye’de ya şayan Yezîdîler’in nüfusu hakkında da sağlam bir istatistik yoktur. Bu sebeple 3000’den 70.000’e kadar de- ği şik rakamlar verilmektedir. BİBLİYOGRAFYA : İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, Beyrut 1989, III, 412; Şeref Han, Şerefnâme (trc. Ziya Avcı), İstanbul 2007, s. 209, 315, 316, 355, 368, 392; İsmâil Bek Çöl, el-Yezîdiyye šadîmen ve ¼adî¦en, Bey- rut 1934; Abbas el-Azzâvî, TârîÅu’l-Yezîdiyye ve a½lü £aš¢detihim, Bağdad 1354/1935, s. 38-158; Sıddîk ed-Demlûcî, el-Yezîdiyye, Musul 1949, s. 43-351; Abdürrezzâk el-Hasenî, el-Yezîdiyyûn fî ¼â²ırihim ve mâ²îhim, Sayda 1951, s. 7-31; Tavfiq Wahby, “The Remnants of Mithraism in Hatra and Iraqi Kurdistan, and its Traces in Ya- zidism”, School of Oriental and African Studies, London 1962, s. 15-16, 21; M. Reza Hamzeh’ee, Yaresan (Ehl-i Hak) (trc. Ergin Öpengin), İstanbul 1990; R. Lescot, Yezîdîler: Din Tarih ve Toplum- sal Hayat Cebel Sincar ve Suriye Yezîdileri (trc. Ay şe Meral), İstanbul 2001, s. 41-73; J. S. Guest, Yezidilerin Tarihi (trc. İbrahim Bingöl), İstanbul 2001, tür.yer.; M. van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet (trc. Banu Yalkut), İstanbul 2003, s. 44-47; Züheyr Kâzım Abbûd, ªâvûs Melek, Süleymaniye 2005, s. 141-181; Christine Allison, Yezidi Sözlü Kültürü (trc. Fahriye Adsay), İstanbul 2007, s. 44-103; Philip G. Kreyenbroek, Avrupa’da Yezi- dilik: Farklı Ku şaklar Dinleri Hakkında Konu- şuyor (trc. Hikmet İlhan), İstanbul 2011, s. 39-57; a.mlf. – Xelîl Cundî Re şow, Tanrı ve Şeyh Adî Kusursuzdur: Yezidi Tarihinden Kutsal Şiirler ve Dinsel Anlatılar (trc. İbrahim Bingöl), İstan- bul 2011, s. 23-76; Metin Bozan, Şeyh ‘Adî bin Müsafir: Hayatı, Menkıbevi Ki şili ği ve Yezidi İnancındaki Yeri, İstanbul 2012, s. 18-177; V. Mi- norsky, “Notes sur la secte des Ahlé-Haqq”, RMM,