KEBİKEÇ, S. 18, 2004, 273-301. XIV-XV. YÜZYIL TIP METİNLERİNDE TÜRKÇE BİTKİ ADLARI Zafer Önler* Bitkilerin insan yağamındaki vazgeçilmezliği, her dilde bitki adlarıyla ilgli terminolojiyi de zengin bir alan durumuna getirmiğtir. Bitkileri adlandırma, toplumun dünyayı algılayığ biçimi hakkında fikir verdiği gibi, toplumlar toplumlar arası kültürel iliğkilere de bir ölçüde ığık tutar. Toplumların adlandırmalarda izledikleri yol onların yağayığ biçimleri ve dünyayı algılayığları hakkında fikir verici olabilir. Örneğin bir kaktüs türünün kaynanadili biçiminde adlandırılması o toplumdaki kaynana imgesi konusunda fikir vverir. Öte yandan hoğ kokulu bir çiçeğin hanımeli olarak adlandırılığı da o toplumdaki hanım imgesi konusunda bir fikir edinmemizi sağlar. Aynı biçimde farklı dillerden alınan bitki adları toplumlar arasındaki kültürel alığ veriğin de tanıkları durumundadırlar. Günümüz Türkçesinin bitki adları açısından zenginliği dikkat çekici bir olgudur. Türkçede bitki adlarının çokluğu, ülkemizin çok zengin bitki türlerine sahip oluğundan kaynaklanmaktadır. Herhangi bir bitkinin Anadoluȃnun farklı yörelerinde farklı adlarla adlandırılması olgusu ise, Türkçede özellikle yerel ağızlarda, bitki türlerinin sayısından kat kat fazla bitki adlarının bulunması sonucunu doğurmuğtur. Bu adlandırmalardaki çeğitli benzetme ve bağdağtırmalar ilgi çekicidir. Bu yazıda XIV ve XV. yüzyıllarda Anadoluȃda yazılmığ tıp metinlerinde geçen Türkçe bitki adları üzerinde durulacaktır. Eski metinler içerisinde tıp metinleri, bitki adları açısından en zengin kaynak durumundadırlar. Eski tıpta ilaç ham maddesinin bitkilerden elde edilmesi bu metinlerin birçok bitki adını içermesine neden olmuğtur. İlk çağlardan XVIII. Yüzyıla dek bitkiler ya doğrudan doğruya ya da çeğitli iğlemlerden geçirilerek ilaç olarak kullanılmığlardır. Tıp bilimi de diğer bilimlerde olduğu gibi ilk çağlardan bu güne toplumdan topluma tevarüs ederek geliğmiğtir. Bir bağka deyiğle Eski Yunan tıbbı Mısır ve Mezopotamya mirasını devralarak geliğtirmiğ, İslam dünyası bu mirası, özellikle Abbasi halifesi Memun zamanında yapılan tercümelerle edinmiğ, bunu geliğtirerek İbni Sina gibi büyük adlar yetiğtirmiğtir. Rönesansla birlikte bu miras çeviriler yoluyla yeniden Batıȃya geçmiğtir. İslam tıbbının büyük oranda eski Yunan tıbbına dayanmığ olmakla birlikte Hint tıbbından da büyük ölçüde etkilenmiğtir İslam dünyasında bilim dilinin Arapça oluğu tüm Müslüman kavimler de olduğu gibi Türkler arasında da diğer bilim alanlarıyla birlikte kitaplarının da Arapça yazılması sonucunu doğurmuğtur. İslamiyet öncesi dönemde Uygurlardan kalma tıp konusunda yazılmığ birtakım metinler günümüze dek gelmiğtir. İslamiyet sonrası dönemlerde ise en eski Türkçe tıp kitapları XIV. yüzyılda Anadoluȃda yazılmığlardır. Anadolu Selçuklu devletinin resmi dilinin Farsça oluğu, çeğitli bilim alanlarına iliğkin eserlerinse Arapça yazılması, bu devlet döneminde Türkçe eser yazılmaması sonucunu doğurmuğtur. Anadolu Selçuklu devletinin çözülüp yerine Türkmen ağiretlerinin kurdukları beylikler zamanında, bağta edebiyat olmak üzere birçok alanla birlikte tıp alanında da Türkçe eserler yazılmaya bağlanmığtır. Bu dönemde her alanda Arapça ve Farsçaȃdan yapılan çevirilerin yanı sıra telif nitelikte de gittikçe artan sayıda Türkçe eserler yazıldığını görmekteyiz. Türkçeye olan bu yöneliğte, Anadolu beyliklerinin bağındaki beylerin büyük teğviki etkili olmuğtur. Göçebe Türkmen