www.iktisatvetoplum.com • Şubat 2017 • Sayı: 76 8 R embrandt’ın ünlü tablosu “Europa’nın Kaçırılışı”, ozan Ovidius’un Metamorfoz (Dönüşümler) adlı eserinin en can alıcı sahnelerinden biri olan, Avrupa kıtasına ismini veren Fenikeli prenses Europa’nın Zeus tarafından kaçırılışını tasvir etmektedir. Bu tasvirde, bir beyaz boğaya dönüşen Zeus, Europa’yı sırtına alarak denizde ilerlerken kıyıda kalanlar kaygı dolu gözlerle Europa’nın boğa görünümlü Zeus’la uzaklaşmasını izlerler. Bugün Avrupa bütünleşme sürecinin karşılaştığı zorluklarla süreçteki krizleri takip eden ve başından bu yana bütünleşme sürecine inananlar, Europe'nın kaçırılışını kıyıdan izleyenlerin suratına yansıyan benzer kaygı ifadeleriyle ve geleceğinin bilinmezlik hissiyatıyla durumu takip ediyorlar. 2000’li yılların ilk çeyreğini bir dizi problemle karşılayan Avrupa Birliği (AB) için İngiltere’nin AB üyeliğini referanduma götürerek %51,9 destek oranıyla ayrılma kararı alması (Brexit) ve Avrupa bütünleşmesinden kopuş sürecine girmesi, mevcut bu kaygıları daha da arttıran bir unsur oldu. Brexit sürecinin AB için yarattığı bu kriz, Euro bölgesini saran mali ve ekonomik sorunlar, Suriye İç Savaşı sonrası artan mülteci hareketliliğinin Avrupa için “göç krizi”ne dönüşümü, yükselen aşırı sağ ve AB projesine Atlantik ötesi desteğin azalması gibi konularla boğuşan Avrupa bütünleşme süreci için yeni bir mücadele alanı daha yarattı. Aslında AB, İngiltere iç politikası için daima bir gündem maddesi olmayı sürdürmüştür. Çok az bilinse de, İngiltere’nin AB’yi ilk sorgulayışı, üyeliğe kabulünden çok kısa bir süre sonra 1975 yılında “Ortak Pazar Referandumu” olarak bilinen referandumla gerçekleşmiş, Gökay Özerim Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü gokay.ozerim@yasar.edu.tr Brexit: Türkiye-AB İlişkilerinde Fırsat mı Kriz mi? AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri daha fazla karmaşıklaştıran tüm bu resmin içerisinde Brexit sürecinin bir fırsat yaratabileceğini düşünenler, İngiltere ile AB arasında kurulacak yeni bir ilişki modelinin Türkiye için de örnek teşkil edebileceği beklentisini gündeme getirmektedirler. Sayı: 76 • Şubat 2017 • İktisat ve Toplum 9 ancak o tarihte İngiliz seçmenlerin %67,2’si Avrupa bütünleşme süreci içerisinde kalma yönünde kararlarını belirtmişlerdir. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin İngiltere için tekrar iç politikada bir tartışma konusuna dönüşümü beklenen bir gelişmeyken, ilgili tartışmaların kesin bir kopuş getireceğinin bu fikri ortaya atanlar için bile tam anlamıyla beklenen bir sonuç olmadığı söylenebilir. Sürecin referandum sonrası bölümü, AB’nin Lizbon Anlaşması’nın 50. maddesini işletmesi ve buna göre ayrılış sürecinin müzakerelerle tamamlanmasını içermektedir. Fakat bu süreç, sanılanın aksine hemen tamamlanmayacaktır ve en az 2 yıla yayılan bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu çerçevede, ayrılış müzakere sürecinin belirsizliğine ek olarak yaklaşık 2 milyon AB vatandaşının İngiltere’de yaşaması ve İngiltere’nin AB’nin ihracatının neredeyse %20’sine yakın bir oranını gerçekleştiren ülke olması gibi somut gerçekler, ayrılış sürecinin çok da kolay olmayacağı noktasında hemfikir olunmasına neden olmaktadır. Ticari ilişkiler ve Türkiye Bu kapsamda, AB için aday ülke konumunda olan ve İngiltere ile ikili ilişkilerin ötesinde AB eksenli ilişkileri de yoğun biçimde devam eden bir ülke olarak sürecin neler getireceği, Türkiye açısından en önemli sorular arasında yer almaktadır. Türkiye’nin toplam ihracatının içerisinde İngiltere yaklaşık %7’lik büyük bir paya sahiptir ve bu büyüklükle Türkiye’nin ihracat pazarı olarak ikinci sırada yer almaktadır. Ancak ayrılış sürecinin İngiltere ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilere etkisinin ne olacağı hala belirsizliğini korumaktadır. Gümrük Birliği çerçevesinde işlemekte olan Türkiye ile İngiltere arasındaki ticari ilişkilerin yeni parametrelerinin neye göre belirleneceği, gelecekteki ikili ilişkilerin yanıt arayan gündem maddeleri arasında yer almaktadır. İngiltere Maliye Bakanı Philip Hammond, 2016 yılı Aralık ayında yaptığı açıklamada AB ile ticari anlaşmaya yönelik müzakerelerin iki yıldan daha uzun sürebileceğini ve gerekirse ticari ilişkilerin geçici anlaşmalarla sürdürülebileceğini açıklamıştı. İngiltere Uluslararası Ticaret Bakanı Liam Fox ise Temmuz 2016’da İngiltere’nin Gümrük Birliği’nden tamamen ayrılması gerektiğini söylerken Aralık 2016’da İngiltere’nin AB ile belirli alanların dahil olduğu esnek bir Gümrük Birliği anlaşması yapabileceğini belirtmiş, hatta bu konuda Türkiye’yi örnek göstermiştir. Ancak İngiltere Başbakanı Theresa May, Ocak ayı ortasında yaptığı açıklamada Brexit sonrası AB ile ilişkilerde umut verici senaryoları boşa çıkaracak şekilde Tek Pazar’da kalmanın İngiltere için bir seçenek olmadığını özellikle vurgulamıştır. Mevcut durumda, özellikle Ocak ayı sonunda Theresa May’in Türkiye ziyareti sonrasında Türkiye- İngiltere ilişkilerinde en olası senaryo, İngiltere’nin AB üyeliğinden ayrılması sonrasında ticari ilişkilerin serbest ticaret anlaşması ile güçlendirilmesi olarak gösterilmektedir. Ancak Gümrük Birliği çerçevesinde AB’nin bu konudaki müktesebatına bağlı olan Türkiye için bu senaryonun da ne kadar mümkün olduğu konusu tartışmaya açıktır. Türkiye’nin önümüzdeki günlerde AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını güncelleme çalışmalarına başlaması ihtimal dahilinde olsa da üyelik süreci ve Gümrük Birliği anlaşması sınırları içerisinde kalan bir Türkiye için İngiltere ile AB’den bağımsız ticari ilişkiler geliştirmesi gerçekçi gözükmemektedir. İngiltere’nin, sadece Türkiye ile değil AB üyesi tüm ülkelerle ticari ilişkilerinde oluşabilecek krizleri de göz ardı ederek, esnek bütünleşmeye yönelik ara çözümler konusunda bu tarz katı duruş sergilemesinin en önemli nedenlerinin başında, referandum öncesi kampanya sürecinde Brexit taraftarlarınca sıkça atıfta bulunulan “egemenlik” söylemi gelmektedir. Gümrük Birliği, bu kampanyalar boyunca İngiltere’nin AB üyesi olmayan ülkelerle ticari ilişkilerinde bağımsız davranmasını engelleyen bir unsur olarak gösterilmiş ve bu nedenle esnek bir ilişki türünün ötesinde tamamen bağımsız bir ticaret politikası Brexit’in ana kampanya temalarından birini teşkil etmiştir. Sınırlar ve Üyelik Referandum kampanyasında egemenlik eksenli olarak en çok odaklanılan bir diğer konu ise ticari kontrolün yanı sıra İngiltere’nin sınırlarının kontrolünü de tekrar kendi eline alabilmesi olmuştur. Zaten halihazırda AB’nin sınır kontrolüne ilişkin birçok düzenlemesinin dışında yer alan ve mültecilere yönelik külfet paylaşımında da yeterince etkin rol oynamayan İngiltere için bu argüman