Türkiye Kuvaterner Sempozyumu TURQUA-V İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü 2-5 Haziran 2005 129 Anadolu’nun son 350 yılında yaşanan önemli kurak ve yağışlı yıllar Ünal Akkemik 1 , Nesibe Köse 1 , Aliye Aras 2 , H. Nüzhet Dalfes 3 1 İ.Ü.Orman Fakültesi, Orman Botaniği Anabilim Dalı 2 İ.Ü.Fen Fakültesi, Biyoloji B. Botanik Anabilim Dalı 3 İ.T.Ü.Bilişim Enstitüsü uakkemik@istanbul.edu.tr ÖZ Anadolu’nun iklim tarihi üzerindeki dendroklimatolojik çalışmalar son yıllarda giderek artmış ve önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Bu makalede, ülkemizin değişik bölgelerinde yapılmış olan iklimsel rekonstrüksiyonlar ve karakteristik yıl analizleri sonucunda saptanan ve bazıları Osmanlı kayıtlarında da bulunan, son 350 yıllık dönemdeki kurak ve yağışlı yıllar açıklanmıştır. Kurak yıllar genellikle bir yıl, seyrek olarak iki ve Akdeniz Bölgesi’nde de bir kez üç yıl (1745-47) sürelidir. İki yıl süreli kurak dönem, Akdeniz Bölgesi’nde 7 kez, Karadeniz Bölgesi’nde de 5 kez yaşanmıştır. Kurak ve yağışlı yılların bazıları her iki bölge için ortak iken, büyük çoğunluğu farklı yıllardır. Her iki bölgede de kurak olan yıllar 1676, 1679, 1696, 1715, 1725, 1746, 1757, 1797, 1815, 1887, 1927-1928; yağışlı olanlar da 1655, 1665, 1678, 1681, 1689, 1698, 1709, 1727, 1871, 1901 yıllarıdır. Bu yılların tamamı önceki çalışmalarda da kurak ve yağışlı yıllar olarak belirtilmiştir. Kastamonu ve Konya yağışları için yapılan rekonstrüksiyonlardaki dönemsel değişimler de incelenmiş ve her iki istasyon arasında dönemsel değişimlerin yer yer paralel yönde seyrettiği ve aralarındaki korelasyonun 0.32 olduğu saptanmıştır. Giriş Anadolu, hem doğal hem de kültürel açıdan doğu-batı arasında önemli bir geçiş noktasında yer almaktadır. Doğal yapısı gereği de, dünyanın en zengin flora bölgelerinden birine sahiptir. Diğer yandan, insanlık tarihinin önemli aşamalarına sahne olduğundan ve binlerce yıldan bu yana çok değişik medeniyetlere ev sahipliği yaptığından geniş bir kültürel kimliğe sahiptir. Böylesine büyük öneme sahip olan dünyanın bu bölümünde, iklim tarihi hakkında henüz daha yeterli bilgiler bulunmamaktadır. Bu sorunun üstesinden gelebilmek amacıyla çeşitli dendroklimatolojik çalışmalar yapılmıştır (D’Arrigo ve Cullen, 2001; Touchan ve diğ., 2003; Dalfes ve diğ., 2003; Akkemik ve Aras, 2005; Akkemik ve diğ., 2005). Bu çalışmalarla, Karadeniz Bölgesi’nde yaklaşık 350, Akdeniz Bölgesi’nde de yaklaşık 700 yıllık yağış ve kuraklık tarihi hakkında önemli bilgilere ulaşılmıştır. Orman ağaçlarında yıllık halkanın önemli bir kısmı ülkemiz genelinde nisan-temmuz ayları arasında oluşmaktadır. Akkemik ve Çinar (2005), İstanbul-Belgrad Ormanında doğal yetişen sapsız meşe ağaçlarında yıllık halkanın yaklaşık %90’lık kısmının, mayıs-temmuz ayları arasında oluştuğunu saptamışlardır. Türkiye’de yapılan dendroklimatolojik çalışmalarda genel olarak nisan-ağustos dönemindeki yağışlarla yıllık halka gelişimi arasında doğrusal ilişkiler bulunmaktadır (Akkemik 2000a, b, c; Hughes ve diğ., 2001; D’Arrigo ve Cullen, 2001; Touchan ve diğ., 2003; Akkemik, 2003; Akkemik ve Aras, 2005; Akkemik ve diğ., 2005). Anadolu genelinde, düşük yağışlar sınırlayıcı özellik gösterdiğinden, yağışların rekonstrüksiyonları yapılmıştır. D’Arrigo ve Cullen (2001) Şubat-Ağustos, Touchan ve diğ. (2003) Mayıs-Haziran, Akkemik ve Aras (2005) Nisan-Ağustos ve Akkemik ve diğ. (2005) Mart-Haziran aylarının toplam yağış rekonstrüksiyonlarını yapmışlar ve yaklaşık olarak son 500 yıllık dönemdeki önemli bazı kurak ve yağışlı yılları saptamışlardır. Ekstrem kurak veya yağışlı geçen yıllar dışında, yağış ve sıcaklığın ortalama değerlerde seyrettiği yıllarda, halka genişliklerinin yönleri, büyüme oranları ve halka değerlerinin ortalamadan sapmaları, daha çok içinde bulunduğu ekolojik koşulların etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, yapılan rekonstrüksiyon çalışmalarında, özellikle ekstrem sapma gösterenler değerlendirmeye alınmaktadır. Bu yıllar, tarihi belgelerdeki kuraklık ve kıtlıkla da karşılaştırılabilmekte ve kurak olduğu dendroklimatolojik analizlerle belirlenebilen yılların denetimi de yapılabilmektedir. Örneğin Osmanlı döneminde, tarımsal kıtlıkların çoğu, kurak geçen yıllarda yaşanmıştır. Purstgal (1983), 1887 yılının bölge genelinde kurak geçtiğini ve halkın kıtlık yaşadığını belirtmiştir. İnalcık (1997), Osmanlı kayıtlarına dayanarak, 1757 yılında Kıbrıs’ta büyük bir kıtlık ve sonrasında göçler yaşandığını belirtmiştir. Yapılan rekonstrüksiyon çalışmalarının tamamında bu iki yılın, dendroklimatolojik olarak da kurak olduğu görülmüştür.