PiVOLKA, Temmuz 2017, Sayı: 24, Yıl: 7 MAĞDURUN GÖZÜNDEN AYRIMCILIK Leman Korkmaz lemankorkmaz@yahoo.com Başkent Üniversitesi, Psikoloji Bölümü Sosyal Kimlik Kuramı kişisel ve grup olmak üzere iki fark- lı kimlikten bahseder. Kişisel kimlik sahip olduğumuz karakteristik özellikler, yetenek ve becerilerimizle ilişki- liyken sosyal kimlik ya da diğer bir deyişle kolektif kim- lik üyesi bulunduğumuz gruba verdiğimiz değer ve duy- gusal önemi temsil eder (Tajfel ve Turner, 1979; Turner, 1999). Sosyal kimliklerimiz toplumda yer alan pek çok farklı gruptan hangilerine dahil olduğumuzu ve hangi- lerine dahil olmadığımızı tanımlar. Sosyal kimlikler, da- hil olduğumuz ve olmadığımız grupların sınıfsal hiye- rarşideki yeri ve toplumda nasıl algılandığı üzerinden bi- zim kendimize yönelik değerlendirmelerimiz, başkaları- nın bize karşı olan tutum ve davranışları üzerinde belirle- yici olur. Yazının devamında, azınlık-çoğunluk grup üyeliği esas alınarak, bazen iziksel özelliklerimizde, bazen sosyal sta- tümüzde, bazen de düşünce ve inançlarımızda varlığını sürdüren sosyal kimliklerimizin, bizi ve yaşantımızı nasıl etkileyebileceği tartışılacaktır. Daha da açmak gerekirse, günlük hayatımızda deneyimledigimiz olumlu ve olumsuz duyguların, genel olarak kendimize yönelik tutum ve hisle- rimiz olarak tanımlanabilecek özsaygımızın ve hatta belirli görevlerde ne kadar başarılı olduğumuzun, azınlık ya da çoğunluk grup üyesi olup olmadığımızla ne kadar ilişkili olabileceğinden bahsedilecektir. Peki azınlık derken ne tür bir grup üyeliğini kastediyoruz? Öncelikle, azınlık tanımı- nın literatürde ve yasalar kapsamında tartışmalı bir konu olduğunu söylemeliyiz. Uluslararası Hukuk’un işlerliği açısından, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletlerin çalış- malarıyla üzerinde uzlaşılan bir “azınlık” tanımı yapılmaya çalışılmıştır ancak tüm devletlerin kabulü sağlanamadı- ğından ortak kabul edilen bir azınlık tanımdan bahsetmek mümkün değildir (Dayıoğlu, 2005). Azınlıklar, sosyolojik perspektiften “Bir toplulukta sayısal bakımdan azınlık oluşturan, başat olmayan ve çoğunluktan farklı niteliklere sahip olan grup” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım ‘’ezilmiş- lik’’ kavramını da içerdiğinden, resmi olarak ve toplumda kabul edilmeyen dini inançlara sahip olanlar, evsizler ve kadınlar ve bunlara benzer gruplar da azınlık olarak kabul edilebilir (Üstel, 1991, akt. Dayıoğlu 2005). Sosyolojik ta- nımla paralel olarak, bu yazıda da azınlık derken, sayısal azlık ya da çokluktan ziyade, siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal statü açısından ayrımcılığa maruz kalan ve bu ne- denle de korunması gereken gruplar kastedilecektir; ço- ğunluk derken de başat konumda olan egemen grup ifade edilmiş olacaktır. Çoğunluk ya da baskın grup üyeleri için (beyaz, erkek, normal kiloya sahip, baskın etnik ya da dini grup üyeleri, heteroseksüeller gibi), sosyal kimliğin etkisini tanımlayan mekanizma oldukça açıktır. Tahmin edilebileceği üzere, beğenilen, olumlu özelliklerle eşleştirilen, hakları olan -ve- rilen bir gruba ait olma hissi çoğunluk grup üyelerinin hem iyilik hallerini (Crocker, Luhtanen, Blaine ve Broadnax, 1994) hem özsaygılarını (Phinney, Cantu ve Kurtz, 1997) olumlu yönde etkiler; bu durumdan aşağıda daha ayrıntılı bahsedilecektir- çoğunluk grup üyeleri için sosyal kimliğin bilişsel performans üzerindeki iyileştirici etkisinden de söz edilebilir (Walton ve Cohen, 2003). Peki, azınlık grup üyeleri (siyah, kadın, normal kilonun üzerinde, azınlık etnik ya da dini grup üyeleri, homosek- süeller gibi) için durum nedir? Temelde, azınlık grup üye- leri için de sosyal kimliğin olumlu etkisinden bahsetmek mümkündür. Örneğin, azınlık grup üyeleri için de grup kimliği, iyilik hali (Branscombe, Schmitt ve Harvey, 1999) ve özsaygı (Phinney, Cantu ve Kurtz, 1997) ile olumlu iliş- kilenmiştir. Ayrıca, grup içindeki birlik ve dayanışma hissi- nin de duygusal ve pratik anlamda azınlık grup üyelerinin hayatlarını olumlu etkilediği söylenebilir (Haslam ve ark., 2009). Ancak, kendileri olumlu değerlendirseler bile, grupları- nın olumsuz kalıpyargılarla tanınıyor ve tanımlanıyor ol- ması, azınlık grup üyelerinde kimliğin etkisini belirleyen mekanizmanın çoğunluk gruptan farklı işlemesine neden olmaktadır. Diğer bir ifade ile, azınlık grup üyeleri için da- hil oldukları grup bir yandan değer, anlam, destek kayna- ğıyken diğer yandan karşılaştıkları önyargı ve ayrımcılığın da sebebidir. Bu nedenle de, azınlık grup üyelerinde sosyal kimlikten bahsederken, grup aidiyetinin getirdiği direkt olumlu etkinin yanı sıra, önyargılar ve ayrımcı davranış- lar üzerinden gelen dolaylı olumsuz etkiden de bahsetmek gerekmektedir. Azınlık grup üyelerinin sosyal kimlikleri nedeniyle olum- suz değerlendirmelere ve ayrımcılığa maruz kaldığı, gazete haberlerine, günlük yaşantınıza, sosyal çevrenize baktı- ğınızda rahatlıkla görebileceğiniz bir gerçektir. Fakat bu olumsuz değerlendirme ve davranışların, maruz kalan ki- şilerin duygularını, kendilerine yönelik hislerini ve hatta bilişsel performanslarını nasıl etkileyebileceğinin ne kadar farkındayız? Aşağıda bahsedilecek çalışmalar önyargıların ve ayrımcılığın etkisinin boyutları ve sonuçları hakkında daha çok düşünmemizi sağlayarak neden gruplara yönelik olumsuz söylemler ve davranışlarla -deyim yerindeyse- sa- vaşmamız gerektiğini açıklar niteliktedir. Duygusal deneyimler üzerindeki etkiden başlarsak, azınlık grup üyelerinin maruz kaldıkları önyargı ve ayrımcılık ne- deniyle öfke, üzüntü, kaygı gibi olumsuz duyguları çok daha fazla yaşadıklarını söyleyebiliriz. Örneğin, Brown (2010) yapılan farklı çalışmalardan örnekler vererek kadınlara yö- nelik olumsuzlukların yaygınlığına ve duygusal sonuçları- na işaret etmiştir. Yapılan bir çalışma kadınların %90’ının en az iki haftada bir istemedikleri cinsiyetçi yorum ve dav- ranışlarla karşı karşıya kaldıklarını göstermiştir; bir başka çalışma ise kadınların karsılaştıkları cinsiyetçi olayların öfke, kaygı hisleri ve düşük özsaygı ile yakından ilişkili olduğuna işaret etmiştir. Bu çalışmalar Türkiye’de yürü- tülmemiştir ancak “kadın dırdırı”, “kızını dövmeyen dizini döver”, “kızını dövmezsen ya davulcuya ya zurnacıya”, “ka- dının yüzünün karası erkeğin elinin kınası” gibi dile yerleş- miş ifade ve deyimler Türkiye’de de cinsiyet üzerinden ya- pılan ayrımın varlığını ve şiddetini yansıtacak özelliktedir.