52 ATATÜRK; DİL, TÜRK DİLİ VE YABANCI DİL Mustafa Zülküf Altan Giriş Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca); Farsça, Arapça ve Türkçe’nin sözcük, dilbilim ve sözdizim özelliklerinden oluşan bir karışımdı. Okuryazar olmayan halkın kullandığı Türkçe ile karşılaştırıldığında, edebiyat dili olma özelliği de vardı. Türkçe’yi sadeleştirme ve gereksiz ödünç almalardan kurtarma düşüncesinin 1800’lü yıllara dayanan bir serüveni bulunmaktadır. Örneğin, 1897 yılında Abdülhamid’in, Türk-Yunan Savaşı’nda yaralanıp tedavi edilen ve iyileşen subay ve erlere madalya verirken yaptığı konuşmada Türk dilinin yabancı sözcüklerden arındırılması gereğine değindiğini öğreniyoruz (Coşar,1973). Bu tür düşünceler veya sınırlı çalışmalar 1928’de Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde; sosyal, politik, dini ve en önemlisi e ğ itim yönünden büyük etkileri olan bir seri köklü de ğ i ş ikliklerin gerçekleştiği tam anlamı ile bir reform ile sonuçlandı. Gerçekleştirilen bu dil reformu veya bir başka kullanı m ile dil devrimi, sonuç olarak Arap harflerin Latin alfabesi ile de ği ş tirilmesi, bazı Türk harflerinin eklenmesi ve diğer Türk kökenli dillerden ödünç alınan veya Türkçe köklü kelimelerin anlambilimsel olarak genişletilmesi sonucu elde edilen bir dilin doğmasını sağlamıştır. Ayrıca bu reformla yazı dili konuşma diliyle birleşmiş, yabancı etkilerden sıyrılmış, en önemlisi Türkçe anlaşılabilir, kendine yeterliliğe ve özbenliğine kavuşmuştur. Dil Reformu ve Atatürk Bu reformu besleyen en önemli güdülerden biri; dilsel ve kültürel açıdan yeni bir Türk kimliğini vurgulamaktı; “ümmetçi” anlayıştan koparak, yıkılmakta olan bir uygarlığın etkisinden kurtulmak idi. Türk dil reformunun mimarı ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e göre; milli kimlik ile milli dil arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Kinross (1964)’un tespit ettiği gibi; dil reformu, Türkleri, Atatürk’ün gerçekleştirdiği diğer reformlardan belki daha fazla