Cizreli Bahattin (2016). Aliya ve Bir Arada Yaşamak. Hece Aylık Edebiyat Dergisi (229), 458 -462 458 ALİYA VE BİR ARADA YAŞAMAK Bahattin Cizreli 2015 yılı içerisinde dünya sathında devam eden 10 savaşın yedisi İslam ülkelerinde yaşanmaktadır. Bunların hepsi de iç savaş niteliği taşımaktadır. Yani aynı sınırlar içerisinde belirli bir süre bir arada yaşamış insan topluluklarının birbirlerine karşı silah kullandığı çatışma bölgeleri Müslüman topraklarındadır. Grup ayrışmaları kabileci, etnik, dini veya mezhepsel niteliktedir. Suriye’de Nusayri azınlık ve müttefiklerine karşı Sünni muhalifler savaşırken, Libya’da kabileler arasında güç çatışması yaşanmaktadır. Afganistan 30 yıldır bitmeyen bir savaşın içindeyken Irak’ta ise bilanço hesaplanamıyor. Her gün devam eden şiddet eylemlerinin yanı sıra Irak yeni bir iç savaşa da gebe. Dünya’da güvenliksiz şehirlerin başında ya Latin Amerika ya da İslam şehirleri gelmektedir. Sömürgeleştirilmiş bu coğrafyalarda toplumsal yıkımın faturası kolaylıkla egemen devletlere kesilebilir. Ancak bir iddia sahibi olan Müslümanların kendileri ile yüzleşmeleri ve bu savaşlardaki paylarını ortaya koymaları gerekmektedir. Irak’ta öldürülen milyonların kaçının gerçekten faili Amerikan askerleridir? Yoksa Müslümanlar pazar yerlerini, okulları ve camileri bombalayarak birbirini mi boğazlamaktadır? Eşitsiz ilişkiyi süreklileştiren küresel iktisadi sistem bölgemizdeki şiddetin birinci sorumluluğudur. Eşitsizliğin olduğu alanlarda şiddet bir biçimde ortaya çıkar. Latin Amerika’da bu durum ya gerilla hareketleri olarak gözükmekte ya da dev uyuşturucu kartellerinin şiddeti olarak belirmektedir. Dünya iktisat sisteminin çıkarları doğrultusunda sınırları çizilen ve tarihsel bir temsiliyeti olmayan devletlerden oluşan bölgemiz için de bu ifade edilebilir. Fakat coğrafyamız için sağlıklı bir durum tespiti yapmak adına şiddetin antropolojik varlığından da söz etmeliyiz. Adeta Hz. Muhammed öncesi cahiliye adetlerini hatırlatırcasına yapılan uygulamalar bölgemizde örfün İslami ilkeleri aşan kuvvette olduğunu göstermektedir. İslam adına faaliyet yürüten örgüt ve para-militer güçlerin Hz. Peygamberin Veda Hutbesinde lanetlediği kabileciliğin ve tefrikacılığın mirasçısı olduğu söylenebilir. İslam coğrafyasının içinde bulunduğu dramın aşılabilmesi için yakın zamana damgasını vuran örnek bir karakterdir Aliya İzzetbegoviç. Bosna’da patlak veren iç savaşta erdemli bir idare ile halkının yok olmasını engelleyen Aliya, bir düşünür olarak sadece kendi toplumunun felahını hedeflememiş, tüm İslam âleminin dramı ile dertlenerek tefrikacılığa karşı bir arada yaşamın formüllerini bize sunmuştur. Bosna-Hersek’in de içinde bulunduğu coğrafya mezhepsel ve etnik farklılaşmanın yaygın olduğu gerilimli bir alandır. Sosyalist cumhuriyet boyunca bu farklılıklar bastırılarak yok sayılmak ve komünizm potasında eritilmek istendi. Tito ölür ölmez ayrılıklar belirginleşti ve Yugoslavya dağılınca her unsur kendi devletini veya partisini kurdu. Yugoslavya’nın en kalabalık nüfusunu Sırplar oluşturmaktaydı. Onlardan sonra sırasıyla Hırvatlar, Müslümanlar, Slovenler, Arnavutlar, Makedonyalılar ve Karadağlılar gelmektedir. (Tekin, 2011) Barış dönemlerinde renklilik arz eden dinsel ve etnik farklılaşmalar, kriz dönemlerinde öfkeli