1 Attilâ İlhan’ın Memleket Sorunu Tahlili ve Çözümü: Kurtlar Sofrası (1963) Ayşegül YAYLA Günümüz bireysel edebiyat yöneliminin aksine Türkiye’de 1940’lardan itibaren var olan bir akım olarak toplumsal gerçekçilik ışığında Attilâ İlhan 1954 Mayıs’ında kaleme almaya başlayıp, 1961 Eylül’ünde bitirdiği ve 1963’te yayımladığı kurgu romanı Kurtlar Sofrası’dır. Bu eser her ne kadar yazılmaya başlandığı dönemin sorunlarını ve edebî akımını yansıtsa da basılış tarihi dolayısıyla 1960 sonrası edebiyata bir örnek teşkil etmektedir. Gerek Attilâ İlhan’ın roman yazarlığında olgunluk dönemine geçişinin ilk belirtisi olması, gerekse eleştirmenlerin dilinden kurtulamaması açılarından eserin 2010 yılından tekrar okunması yerindedir. Yazının ilerleyen kısımlarında Attilâ İlhan’ın edebiyat ve kendi eseri hakkındaki değerlendirmelerine de yer verilecektir. Türk toplumunun 1923’te ilân edilen Cumhuriyet ile birlikte devam eden modernleşme sürecine ivme kazandıran çok partili rejimin 1950’deki namuslu seçimle ilk iktidarı olan Demokrat Parti’nin ekonomik kalkınmaya olan olumlu etkisi Attilâ İlhan tarafından emperyalist düzene boyun eğme anlamına gelerek eleştiriye maruz kalmıştır. Kurtlar Sofrası bu eleştirinin kurgu boyutundaki karşılığıdır. Attilâ İlhan, kendisinin de itiraf ettiği üzere, 1950’lerin başlarında “hızlı devrimci ayaklarında”dır (İlhan 1993, 158). Kurtlar Sofrası’nın ana karakteri gazeteci Mahmud Ersoy’un mesleği gereği o sıralarda meydana gelen ekonomik yolsuzluğu ortaya çıkarma girişimi ve antiemperyalist ile Kemalist-Marksist ideolojiler peşinde olması doğrultularında yazarın kendi kişiliğine paralel bir karakter portresi çizdiğini öne sürmek yanlış olmaz. Gazeteci Mahmud’un çalışma ortamında Kemalizm ve o dönemle alâkalı pek çok makale ve inceleme yazısı bulunmaktadır. Mahmud’un amacı bunların hepsini ince eleyip sık dokuyarak inkılâp teorisinin devamı niteliğinde yeni bir eser yaratmaktır ki böylece toplumun aydınlanmasına daha faydalı olabilsin. Mahmud da bu anlamda hızlı bir devrimci değil midir? Toplumu eğitecek, yönlendirecek, onları istediği potada eritecek ve böylece çözüme erişmiş olacaktır. Bu biraz da içinde bulunduğu toplumu hâlâ olgunlaşmamış bir çocuk gibi görmesinden kaynaklanmaktadır. Belli ki yazar da aynı düşünceyi paylaşmaktadır, bu yüzden Kurtlar Sofrası’nı yazma ihtiyacını duymuştur. Burada sorulacak soru toplumsal gerçekçiliğin nereye kaybolduğudur. Yazar her ne kadar toplum sorunlarını gerçekçi bir tavırla tahlil ve tasvir etmeyi başarmışsa da topluma kendi çözümünü sunmaktan geri duramamış, böylelikle de kendi konumundan taviz vermiştir. Buna