Anadoluculuk Düşüncesi Üzerine Bir İnceleme Nilüfer Yılmaz Osmanlı modernleşmesinin genel olarak incelendiği çalışmalar, düşünsel metinlerin, söylemlerin, ideolojilerin, düşünüş kalıplarının, zihniyetlerin iç içe geçtiği, özellikle kavramsal karmaşanın had safhada yaşandığı yönünde bir izleği sürer.Fakat çalışmaların ortak noktası, yönetim eksenli modernleşmenin toplumsal alana getirdiği dönüşümler üzerinedir ve özellikle yapılmaya çalışılmasa da bu süreçlerde kimlik meselesinin geçirdiği dönüşümün izlerini taşır. Modernleşmeyle başat gelişen değişimler, siyasal, ekonomik gibi birçok alanda görüldüğü gibi, toplumsalda, özel olarak kimlik meselesinin dönüşümüne de sirayet edecektir. Bu bağlamda milliyetçiliğin ve kimlik değişimin seyri öncelikle Osmanlı geçmişinde aranmalı ve ardı sıra erken Cumhuriyet döneminin milli kimliğinin unsurları dahilinde incelenmelidir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan ulus-devlet Cumhuriyet Türkiye’sine devrolunan düşünsel miras perspektifinde, genel olarak siyasal düşüncenin değişimini, özelde ise Türk milli kimlik bilinci ve milliyetçi düşünce ve hareketlerin gelişimini, bir düşünce tarihi anlayışı içinde, dünyada ve Türkiye’de gelişen düşüncelerin birbirini izlemesi ve etkilemesine dayanan bir anlatı kurarak ele almak olanaklıdır. İlhan Tekeli’ye göre, böyle bir anlatı, dünyada modernite projesinin gelişmesi ve Osmanlı İmparatorluğu’nu dönüştürürken parçalaması ve bunun içinden Türkiye Cumhuriyeti’nin doğması ve gelişmesini sürdürmesi olgusunu ana değişme çizgisi alarak kurabilir. Bu tür bir anlatının kurulması, toplumun karşılaştığı değişim sorunsalını ve bunun siyasal düşünce üzerindeki yansımalarını kavramaya olanak verecektir (Tekeli,2004: 19). Böyle bir anlatının, Türkiye’de 1920 yılında başlamış ve 1923 yılında bir dönüşümle 1950’ye kadar devam eden, fakat 1931’den sonra kendisine özgü nitelikler kazanan bir dönemsellikte incelenebileceği söylenebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu süreci iki dönem halinde yaşadığını söyleyen Hasan Bülent Kahraman’a göre, 1923-1931 arasında ‘‘gevşek dokulu’’ ve daha ziyade halka ve milli egemenliğe dönük bir anlayış hâkimdir. Fakat 1931 yılından sonra çok sayıda faktörün etkisi altında bu dönem kapatılmış, üretilen ve ulus-devletin ideolojisi olarak belirlenen Kemalizm sert çekirdekli bir ideoloji olarak ön plana çıkmıştır (Kahraman, 2010: 437-438). Buna göre, toplum, devlet tarafından biçimlendirilmiş, daha doğrusu ‘‘millet’’leştirilmiştir. Millete, devletin ve onu yöneten kadroların tasavvurlarına göre nitelikler kazandırılmak istenmiştir. Bu yöndeki değişimin izleri, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden erken Cumhuriyet döneminde tek parti iktidarının kurulmasına dek uzanan ve aralarında benzerlikler bulunan iki dönemin ideolojisi bağlamında, devlet ve milli kimliğe bakış etrafında işlenebilir.