66 İ K T İ D A R V E R E J İ M Şiddeti siyasal alanın dışında düşünmek: Milli apolitizmin yeni halleri POLAT S. ALPMAN Terörizm çağına girdiğimizi ilan eden, III. Dünya Harbi’nin terörizm yoluyla yapıldığını öne süren, vekâlet savaşları yaşadığımızı ifade eden görüşle- rin makbul siyasal analizlerin omurgasını oluştur- duğu bir dönemi tecrübe ediyoruz. Hemen herkes geniş coğrafyada ve bölgede, yani başta Suriye ve Irak olmak üzere Kuzey Afrika, Arap Yarımadası ve Türkiye’nin Güneydoğu’sunu işaret ederek ya- şanan gelişmeleri büyük resim içerisinde yorum- lamayı teklif ediyor. Bu teklif elbette ciddiye alın- ması gereken bir teklif ve gerçekliğe ilişkin ciddi bir malzeme barındırıyor. Ancak bu teklifin gös- terdiği ama söylemediği başka bir şey daha var. O da ulusal ve uluslararası gelişmelerin bizim ak- tüel gerçekliğimizle olan ilişkisiyle ilgili olan kıs- mı, bir başka ifadeyle güvenlik vaadinin kendisi- nin bir tehdide dönüştüğü gerçeğidir. Herhangi bir devleti kendisi dışındaki şiddet aygıtlarından ayıran temel husus, şiddet kullan- ma hakkını tekelleştirmesidir. Burada temel so- run ise bunu gerçekleştirirken ortaya çıkan meş- ruiyet sorunudur. Yani şiddet kullanma hakkını tekelleştirmeyi meşru hale getiren hukuki ilke- nin varlığıdır. Bu hukuki ilke devleti ve onun var- lığını, silahlı suç örgütlerinden ayıran başlıca ni- teliktir. Bu nedenle devletin sorunu şiddet değil- dir. Devletten kaynaklanan şiddeti bir sorun ola- rak ele almaz. Devlet kendi şiddetini siyasetin do- ğal bir parçası, onun niteliğine ait, kendisinden kaynaklanan bir işlev olarak kavrar. Türkiye’de- ki mafyatik yapıların ya da silahlı çetelerin, mil- liyetçilik ambalajı altında devlete yönelik hürme- tinin arkasında devletleşebilecek şiddet tekeline erişememiş olmalarının etkisi yüksektir. Buna te- rör örgütleri de kolaylıkla dahil edilebilir. Mafya- tik örgütler ile terör örgütleri arasındaki fark da- yandıkları meşruiyet zemininin farklı olmasıdır. Mafyatik yapılar sosyo-kültürel kodlara yaslanır- ken terör örgütleri çoklu yapılar üzerinde kendini inşa eder ve iktidar talebindedir. Bu açıdan değer- lendirildiğinde, terörizm çağına girildiğine ilişkin analizin etkili olan taraflarından biri de hemen ya- nı başımızda ortaya çıkan ve kendini devlet ola- rak tanıtan IŞİD, yani Irak-Şam İslâm Devleti’dir. Oysa o kendini devlet olarak kabul etmesine rağ- men uluslararası kamuoyu ve Türkiye Cumhuri- yeti Devleti, tıpkı PKK gibi, onun da terör örgütü olduğunu ifade etmektedir. Arendt meslek olarak siyasetle uğraşanların şiddet olgusunu “kendi başına bir fenomen ola- rak ele almak konusunda genel bir isteksizlik” 1 halinde olduklarından söz eder. Haklıdır, çünkü şiddetin kendisi modern siyaset kurumu içerisin- de paradoksal bir içeriğe sahiptir. Buna göre şid- 1 Hannah Arendt, Şiddet Üzerine, çev. Bülent Peker, İstanbul: İletişim, 2003, s. 47.