Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research Cilt: 12 Sayı: 62 Yıl: 2019 www.sosyalarastirmalar.com Volume: 12 Issue: 62 Year: 2019 Issn: 1307-9581 http://dx.doi.org/10.17719/jisr.2019.3065 YESRİB’TEN MEDÎNE’YE: ZAMAN VE MEKÂN BOYUTUYLA BÖLGEYE BİR BAKIŞ FROM YASRIB TO MEDINA: A PERSPECTIVE TO THE REGION WITH TIME AND SPACE DIMENSION İlyas UÇAR** Öz İslâm dininin kutsal ve en önemli şehirlerinden biri olan ve eski ismiyle Yesrib olarak bilinen Medîne, tesis edildiği ilk günden bugüne hala Hicaz bölgesinin stratejik öneme sahip bir şehri olarak varlığını sürdürmektedir. Arap Yarımadası’nın orta kısımlarında Kızıldeniz’e yakın bir konumda yer alan Yesrib’in Medîne’ye dönüşümünün hem dini doğru anlamak hem de Müslüman toplumun teşekkül etmeye başladığı dönemi daha doğru tahlil ve tespit edebilmek adına iyi bilinmesi gerekmektedir. Çünkü, her ne kadar İslâm dini Mekke’de neş’et etmiş olsa bile bölgenin en önemli diğer şehri olan Medîne, inançtan ibadete, politikadan idareye pek çok konuda özellikle de sosyo-kültürel hayatın gelişmesinde önemli bir role sahip olmuştur. Biz bu makalemizde zaman ve mekân boyutuyla Yesrib’in Medîne’ye dönüşümünü ele alacağız. Anahtar Kelimeler: İslâm Târihi, Hicaz, Cezîretü’l-Arab, Yesrib, Medîne. Abstract Medina, which is one of the most sacred and important cities of Islam and known as Yesrib with its former name, continues to exist as a strategically important city of the Hejaz region since the day it was founded. In the middle of the Arabian Peninsula, the transformation of the Yesrib into Medina, which is close to the Red Sea, needs to be well known in order to better understand the religion and the period in which the Muslim community begins to form. Because, even though the Islamic religion was arised in Mecca, Medina, the most important city in the region, had an important role in the development of socio-cultural life, from belief to worship, from politics to administration. In this article, we will consider the transformation of Yesrib into Medina by dimension of time and space. Keywords: History of Islam, Hijaz, Arabia Peninsula, Yasrib, Medina. GİRİŞ Müşrik Araplar ve Yahudilerin birlikte yaşadıkları, inanç, düşünce ve günlük yaşayış biçimlerine çok fazla müdahale etmeyecek şekilde kapalı, vahada yoğunlaşmış ve dağınık bir görüntü sergileyen eski ismiyle Yesrib, Müslümanların ve Hz. Muhammed’in şehre gelmesiyle isim değişikliğine uğrayarak Medîne olarak anılmaya başlamıştır. Dinî açıdan bir peygamber, siyasî açıdan bölgede yer alan muhalif gruplar arasında bir hakem olarak kabul gören Hz. Muhammed, yaşadığı dönemin mantığı içerisinde şehircilik adına önemli adımlar atmıştır. “Kim buraya Yesrib derse Allah’tan af dilesin, burası Tâbe’dir.” 1 sözüyle toplumun her kesimine bu bilinci kazandırmaya çalışmıştır. Kaynaklarda ilk olarak Tâbe veya Taybe isminin kullanıldığı daha sonra Medîne’ye geçildiği bilinse de Medîne isminin Yesrib yerine tam olarak ne zaman kullanılmaya başladığı hususunda kesin bir bilgi yoktur. 2 Olumsuz manayı içeren sözcük yerine hem psikolojik hem sosyal hem de mânevî bir mana ifade eden “Tâbe” sözcüğü kullanılması, sadece yeni bir dünya görüşünün müjdecisi değil, kapsamlı bir “şehir” fikrinin, kentsel yerleşimin ve değişimin habercisi, mekân üretiminin ilk nüvesi olmuştur. Bu anlamda şehir; yaşamak, çalışmak, öğrenmek, ibadet etmek, gelişmek ve kurumsallaşmak için bir faaliyet zemini doğurmuş, Medîne aydınlığı, medenîliği benimsemiş insanların oluşturduğu şehir manasına gelerek, cahiliyye örf, adet ve geleneklerinden, şirkten arınmış yeni bir değişim merkezi olmuştur (Koçyiğit, 2013, 75; Tuğlu, 333, Şen 2012, 29, Safa, 2015, 11-12). Bu makale, doktora çalışmasından üretilmiştir. ** Arş. Gör. Dr., Kırıkkale Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü, ilyasucar@gmail.com. 1 Rivayetlerde ufak tefek farklılıklar olmasına rağmen mesajın içeriği bakımından bir değişiklik bulunmamaktadır. Bazı rivayetlerde “3 kere istiğfar dilesin” bazı rivayetlerde “3 kere burası tâbedir” denilmesi ise olayın önemine binaen zikredilmiş olmalıdır. Bkz. Ahmed b. Hanbel, XXX, 2001, 483; İbn Şebbe, I, 2002, 106; İbn Neccâr, ts., 5; Ebû Ya’lâ, III, 1984, 247; Cenedî, 1987, 26; Yâkut el-Hamevî, V, 1995, 430; Mercânî, I, 2002, 110; Zehebî, XI, 2004, 36; Makrizî, XIV, ts., 365; Şâmî, III, 1993, 296; Halebî, II, 2006, 8; Şürrâb, 1994, 245). 2 Kaynaklarda genel olarak hicretten sonra, hicretle beraber lafızları kullanılmıştır. (Mâlik b. Enes, I, 2004, 9) Buhâri ve Beyhâkî’de yer alan ve Ebû Humeyd senediyle zikredilen rivayette ise Tebük Gazvesi sonrası Hz. Peygamber’in bu “tâbe” lafzını kullandığı ifade edilse de olayın hicretin dokuzuncu yılınına tekâbül etmesi adına biraz uzak bir ihtimal olarak durmaktadır. (Buhârî, Fezâilu Medîne 2)