105 Melih Koray Mimarlığında Mimarlık-Sanat İlişkisi: Mehtap Apartmanı ve Hitit Apartmanı Örneği Dr. Öğretim Üyesi Hande Tulum Bahçeşehir Üniversitesi, handetulum@gmail.com II. Dünya Savaşı sonrasında, pek çok ülkede, sosyal, ekonomik ve politik gelişmelerin de etkisiyle, mimarlığı ve sanatı aynı mekanda buluşturmayı hedefeyen, mimarlık ve sanat kavramlarının ayrılmaması gerektiğini savunan bir fkir olarak mimarlık ve sanat sentezi ortaya çıkmıştır (Tulum, 2018, s. 73). Bunun en önemli nedeni, savaş sonrası seri yapılaşma ihtiyacı ile çok sayıda monoblok ve birbirine çok benzer yapının inşa edilmesidir. Bu dönemde, konuya hassasiyet gösteren mimar ve sanatçılar, modern mimarlık eleştirilerine bir öneri olarak mimarlık-sanat sentezi/ilişkisini ortaya çıkarmıştır. Dünya genelinde pek çok ülkede ortaya konulan bu fkir, değişen sanat ve mimarlık yöneliminlerinden etkilenmekte olan Türkiye’ye de kendisini gösterir. Burada aydınlatılması gereken bir husus ise Türkiye’nin savaşa girmediği halde bu fkirden etkilenme nedenidir. Bu dönemde, ülkede köyden kente ciddi bir göç olmuş ve bu durum hızlı inşa pratiğini gerektirmiştir. Böylece yapı niceliği hızla artmış ancak nitelik sorgulanabilir bir hal almıştır. (Erkol 2009, s. 269). Yine 1950lerde, Demokrat Parti tarafından yönetilen ve Amerika tarafından tarıma dayanan bir modernizasyon projesi önerilen Türkiye, bu modernizasyon projesini içtenlikle benimseyip Cumhuriyet Halk Partisi’nin benimsediği sanatsal ve kültürel politikaları bırakmıştır. Amerika ile yakın ilişkiler kuran Demokrat Parti’nin benimsediği bir husus ise “Amerikanizasyon”, Küçük Amerika olma ideasıdır. Bu arzu ilk olarak, 1949 yılında, Cumhuriyet Halk Parti’li Nihat Erim tarafından dile getirilmiştir. Ancak Celal Bayar, “küçük Amerika” benzetmesini, 1957 seçim kampanyasında kullanmış ve bu söz öbeğinin gücünü aktarmıştır (Sanders 2016). Böylece Türkiye, global bağlamda ilişkiler kurulmasını önermeye başlar. Demokrat Parti’nin bu iki farklı hareketi, ülkeyi, mimarlık ve sanat anlamında etkiler (Tulum, 2018, s. 176). Devlet içi izlenen sanatsal ve kültürel politikaların terki, ulus içi bağlamda yalnız kaldıklarını düşünen mimar ve sanatçıların sanat ve kültür alanında birbirine bağlanmasını sağlamıştır. Partinin globalleşme anlamında olumlu tavır sergilemesi ise yine mimar ve sanatçıların başka ülkeleri ziyaret edip ilham kaynakları bulmasına neden olur. Böylece, Türkiye’deki 1930’ların Avrupa merkezli modernist mimarlık algısı yerini 1950’lerin Amerika odaklı uluslarası modernist mimarlık algısına bırakır, sanatçılar ise sanat dünyasındaki soyut sanat gibi yeni gelişmeleri takip etme ve bunları Türkiye’de temsil etme anlamında başarıya ulaşır (Yasa Yaman 1998, s.131). Aynı zamanda, kurulan uluslarası ilişkilerin bir devamı olarak, Türkiye sanatçılar tarafından çeşitli bienal ve sergilerde temsil edilir (Bara 1956, s.15). Böylece mimar ve sanatçılar çeşitli dernekler (Helikon Sanat Derneği) ve gruplar (On’lar Grubu) kurarak sanat ve kültür ortamını yaşatır. Bu aktörler hem devlet desteği anlamında yalnızlaştıkları için hem de global mimarlık-sanat etkileşimlerini takip ettikleri için bir araya gelip kolektif bilinçle hareket eder ve mimarlık-sanat birlikteliğini, pek çok yapı tipinde uygular (Şekil 1a, 1b).