ORTAÇAĞ TÜRK TARİHİNİN ERMENİ VE SÜRYANİ KAYNAKLARI Müjdat NAMDAR* 1 Öz Türk tarihi araştırmaları için ana dilimizdeki kaynaklara ulaşmamız Türklerin tarih sahnesine çıkmalarından çok sonra gerçekleşebilmiştir. Türkler, Orta Asya’da bulunan yazıtlar ve Karahanlı döneminde verilmiş eserler istisna tutulursa, Selçuklu dönemine kadar tarih yazıcılığında pek etkin olmamış ve Osmanlı dönemine kadar da ana dillerinde tarih eserleri meydana getirmemişlerdir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi konargöçer bir yaşam tarzı benimsemiş olmalarıdır. XI. yüzyıla gelindiğinde Selçuklular hızlı bir şekilde teşkilatlanıp bilinen dünyanın büyük bir kısmına hâkim olurken bürokratikleşmeleri askeri alandaki başarıları kadar hızlı gerçekleşmemiştir. Bürokratikleşmenin uzun bir süreç alması Türklerin kendi tarihlerini yazmalarını geciktirmiş, kendi tarihlerini yazmaya başladıkları zaman da bürokraside hâkim dil olan Farsçayı tercih etmelerine neden olmuş, bu yüzden de yaklaşık üç asır boyunca Türk dili yazı dili olarak etkin olamamıştır. Bu sebeplerden dolayı Türklerin Anadolu’ya sürekli ve yoğun olarak gelmeye başladıkları XI. yüzyılın ilk yarısından itibaren yaklaşık üç asırlık süreç hakkında Türkçe yazılmış kaynak bulamayız. Türk tarihinin en önemli kırılma noktalarının yaşandığı bu döneme ait bilgilerimizi coğrafyaya komşu milletler olan Bizans, Arap, Fars, Gürcü, Ermeni ve Süryani dilinde yazılmış eserlerden elde etmekteyiz. Bu çalışmada Türk tarihinin tanıkları olan Ermeni ve Süryani yazarları ile eserleri kronolojik sıraya göre tanıtılması ve kısaca incelenmesi çabasında bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ermeni, Süryani, Türkler, Tarih, Kaynak Giriş Türkler, “Ortaçağ” olarak adlandırılan zaman diliminde, Orta Asya’nın bozkırlarından Kuzey Afrika coğrafyasına, Hindistan yarımadasından Avrupa’nın içlerine kadar birçok bölgede var olmuş, bu bölgelerde günümüze kadar sürecek izler bırakmış bir millettir. Özellikle X. yüzyıldan itibaren kitleler halinde İslamiyet dinini benimseyen bu millet, İslam dininin sadece bir mensubu olarak kalmamış, aynı zamanda bayraktarlığını da üstlenerek Sünnilik mezhebinin baskı altından kurtulmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Türk tarihi Anadolu’yu yurt edinmelerinden yüzlerce yıl öncesine tarihlense de Türkler benimsedikleri konargöçer yaşam tarzı sebebiyle kendi tarihlerini yazmakta epey gecikmişlerdir. Orta Asya’da ikamet ettikleri dönemlerde diktikleri yazıtlar ve sayıları az olsa da verdikleri eserler le aktarımda bulunmaya gayret eden bu millet bir süre sonra çeşitli nedenlerden dolayı bu aktarımı ihmal etmiştir. Bu eserler Türk tarihini aydınlatmada yetersiz kaldığından erken dönem çalışan tarihçilerin ilk başvurduğu yer kadim Çin medeniyetinin yıllıkları olmuştur. Zaman içerisinde birçok nedenden dolayı yurtlarını terketmek zorunda kalıp batı istikametine sürekli bir yöneliş gösteren Türk toplulukları, kendi tarihlerini yazmayı ihmal etmişlerdi. Özellikle Anadolu’ya kalıcı olarak gelmeye başladıkları XI. yüzyıldan itibaren İbn Bibi’nin Selçuklu hanedanının tarihini yazmaya başladığı XIII. yüzyılın sonlarına kadar kendi tarihlerini yazma gereksinimi duymamışlardır. Türk tarihinin en önemli devirlerini oluşturan, Anadolu’nun Türkleşmesinin ve yurt edinilmesinin yaşandığı bu dönem hakkında bilgilerimizi coğrafyada yaşanan veya komşu olan milletlere mensup kronikçilerden öğrenmekteyiz. Bu milletler içerisinde Türkleri yakından tanıma fırsatı bulmuş, bazen dost bazen de düşman olmuş iki kadim millet olan Ermeniler ve Süryaniler dikkate değerdir. Ermeni tarih yazıcılığının temelleri miladi takvimin ilk yüzyıllarına kadar eskiye dayanmaktadır. Köklü bir geçmişe sahip olan Ermeni tarihçiliği, Türk tarihi açısından kıymetli eserler üretmiştir. Bu eserlerin diğer ortaçağ Hıristiyan toplumlarda olduğu gibi kilise eksenli olduğunu görmekteyiz. Ermeni * Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, mujdatnamdar@gmail.com.