1 DESCARTES’İN BİLGİ VE VARLIK KURAMI Cengiz Cebi Dusunce.org Giriş Genel olarak modern felsefenin kurucu filozofu olarak kabul edilen Fransız filozof Rene Descartes’in “felsefe yapma” biçimi, kendisinden önceki gelenekten belirgin şekilde farklıdır. Bu yüzden ona bu “kurucu” ünvanının verilmesinde en büyük payın söz konusu özgün yöntemine ait olduğu söylenebilir. Felsefe literatüründe kısaca “metodik kuşku” olarak adlandırılan bu yöntem onun bilgi ve varlık hakkındaki görüşlerini baştan sona belirlemiş, kendinden sonraki felsefelerin “sorgulama biçimlerini” de büyük ölçüde etkilemiştir. Onun felsefe yapma biçimini şekillendiren başlıca etken de nitekim yaşadığı dönemin kuşkucu atmosferidir. Descartes’in bilgi kuramı bilginin doğası ve neliğinden çok, elde ediliş yolu ve kesinlik derecesi üzerinde yoğunlaşır. Bu yüzden onda Platon’unki gibi bir “Bilgi nedir?” sorunsalı görülmez. Bu felsefede ağırlıklı olan, doğru bilginin hangi yol ile mümkün olduğu şeklindeki metodik kaygıdır. Söz konusu metodik yaklaşım doğrultusunda ortaya koyduğu varlık kuramında da Descartes varlık kavramının içeriği ya da varlığın neliği sorunuyla değil, neyin hangi temel özellikleriyle var olduğu ve var olanların birbirlerine göre konumları konusuna ağırlık vermiştir. 1. Descartes Döneminin Kuşkucu Düşünce Ortamı Kuşkuculuk için, felsefe yapmanın –bir anlamda- zeminidir denilebilir. İlkçağ doğa filozofları düşüncelerini mitolojik ‘açıklama’lardan, sofist filozoflar ise ilkçağın birbiriyle çelişen görüşlerinden kuşku duyarak oluşturmuşlardı. Kuşkuculukla başa çıkma çabası ise felsefe tarihinin en önemli sistemlerini ortaya çıkarmıştır. Platon ve Aristoteles felsefeleri önemli ölçüde sofist kuşkuculuğa birer cevap iken, Ortaçağ düşüncesi de bu felsefeleri –her türlü kuşkuculuğa cevap olmak üzere- kendisine miras almıştır. Ancak kuşkuculuk uzun bir Ortaçağ boyunca görece sessiz kalmış olmasına karşın Rönesans ile canlanarak tekrar sesini duyurmaya başlamış, uzun sürmüş olan bir ‘huzur’ dönemi de böylelikle sona ermiştir. Descartes modernin eskiyle bir arada bulunduğu bir dönüşüm çağında yaşamış devrimci bir düşünürdür. O bir yanda geçmişten gelen bilgeliğin ve Skolastik düşünüşün, diğer tarafta ise hem Francis Bacon gibi filozofların, doğru yola girilmesi durumunda bilime ve teknolojiye kısa sürede ulaşılacağı inancının, hem de bütün bilgi iddialarını şüpheyle karşılayan yoğun bir