56 Hayvan hakları hareketinin öncüle- rinden psikolog Richard D. Ryder’ın 1970 yılında ortaya attığı “ türcülük” (specie- sism) terimi, insanlara tanınan temel hakların diğer hayvanlara tanınmama- sının önyargıdan kaynaklanan, ahlâki dayanaktan yoksun bir tavır olduğunu ifade eder. Nazilerin beyaz tenli, sarı saçlı, mavi gözlü “ üstün” ırktan çocuklar üret- mek için haralar kurmuş olması çoğu- muzun tüylerini diken diken eder ama yapay yollardan bir an evvel kesilecek cüsseye erişmesi, etlerinin makbul ta- rafarı daha hacimli ve yumuşak olması sağlanan hilkat garibesi danalar üreten sanayileşmiş hayvancılığı kanıksarız; bu da türcülüğün ne kadar içimize işlemiş olduğunu gösteriyor. Oysa bilim, insan- larla diğer hayvanlar arasındaki mesafe- nin –fiziksel, zihinsel, duygusal, her ne fark varsayılıyorsa– sanıldığı kadar bü- yük olmadığını her gün yeni bulgularla kanıtlıyor. Türcülüğün esası insanlarla diğer hayvanlar arasında aşılmaz bir duvar olduğu inancıdır gerçi ama farklı hay- van türleri arasında ayrımcılık yapmak da türcülüğe girer. Örneğin bir kediye yahut köpeğe eziyet edilmesine dayana- mayan biri, yüz binlerce tavuğun sıkıştı- rıldıkları daracık ve havasız mekânlarda ölümü beklemesine kayıtsız kalıyorsa türcülükten muzdariptir, nasıl ki ten renkleri farklı insanlar arasında ayrım- cılık yapan biri ırkçı ise. İslâm, doğanın Allah’ın değerli bir emaneti olduğunu savunan, hayvanla- ra kötü davranılmasını yasaklayan, te- melde çevreci bir ahlâk telkin eden bir dindir. Öte yandan insanı “eşrefü’l-mah- lûkat” sayar, bazı hayvanları murdar addeder, bu bakımlardan da türcü oldu- ğunu teslim etmek gerekir. Aynı şekilde halk arasında köpeklerin sadık, kedile- rin nankör, tilkilerin kurnaz, keçilerin inatçı olduğu gibi kalıp yargılar pek yay- gındır. Edebiyatta da türcülüğün yan- sımaları çoktur, örneğin Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde, farklı hayvan türlerine yakıştırılan farklı kişilik özelliklerin- den hareketle insanlar hakkında ders çıkartan bir hayli öğretici hikâye vardır. Elinizdeki makalede hayvanlara atfedi- len böylesi hayalî nitelikleri söz konusu eden iki “ hafî (gizli) ilim”den söz edili- yor: kıyafet ilmi ve rüya tabiri. Kıyafet İlmi Arapların ilmü’l-firâset, Osmanlıla- rın ise daha ziyade ilm-i kıyâfet dediği öğreti, insanların dış görünüşlerinden kişiliklerini çıkarsamayı konu edinir. Taşköpri-zâde Ahmed Efendi’nin (1495- 1561) Mevzû‘âtü’l-‘ulûm’daki tanımıyla, Osmanlı Bağlamında Türcülük: Kıyafet İlmi ve Rüya Tabiri Örnekleri Irvin Cemil Schick