1 Karl Marx, Das Kapital , Yöntem Sorunu ve Rasyonalite 1 Doğan Göçmen Karl Marx, Marksizm ve Felsefe Karl Marx’ın bir filozof olmadığı, Marksizmin bir felsefe olmadığı oldukça yaygın bir kanıdır. Yirminci yüzyılda yaşanan politik kavgalar nedeniyle Marx’ın işletmiş olduğu felsefe kuramı basit bir şekilde günlük politikaya indirgenmiştir. Fakat bu elbette büyük bir önyargıdır. Yeterince incelenmeden, üzerinde çok fazla düşünülmeden, böyle bir yargıya varmak için gerekli karar verici önkoşullar yerine getirilmeden çok çabuk oluşmuş olan bir yargıdır bu. Felsefe tarihi böyle haksızlıklarla doludur. Epikuros, Thomas Hobbes, Spinoza, Aristoteles, Hegel… Marx da tüm kendine has orijinal düşünceleri olan filozoflar gibi bundan payını al malıydı tabi. Doğrudan ana akım bilim ve felsefe anlayışının içinde bir yer hedefleyip, düşünceyi, anlayışı ve sonuçları ona göre dizmek ve bilimi ve felsefeyi araçsallaştırıp basit bir şekilde meslek icabı yapmak yerine gerçeğe dair görüş ve düşünceler ne ise bunların dürüstçe olduğu gibi ortaya konması durumunda herkesin başına kaçınılmaz olarak geliyor bu. Felsefe ve bilimler tarihi bu konuda sayısız örneklerle doludur. Felsefede ve bilimlerde ilerleme şimdiye kadar bu şekilde olmuştur. Epikuros’a itibarı bin beş yüz yıl sonra Yeniçağla birlikte ancak yavaş yavaş ve üstü kapalı bir şekilde yeniden iade edilmeye başlanmıştır. Hakkında kilise tarafından yürütülen bin beş yüz yıllık kara propaganda nedeniyle insanlar Epikuros’tan sahiplendikleri düşünceleri bile saklayarak ifade eder olmuştur. Epikurosçuluğun ilkesel karşı akımı olan Stoacılar bile Epikurosu bu kadar ötekileşti rmemiştir. Aksine yeri geldiğinde ondan beslenmekten çekinmemişlerdir. Modern filozoflardan René Descartes en az Pierre Gassendi kadar Epikurosçudur. Bunu ancak son büyük eseri olan Ruhun İhtiraslar’ında tutkuların insanın doğasına zararlı olmadığını belirterek, yani eleştirel kalmak koşuluyla tutkulara karşı olumlu bir tavır sergileyerek ancak dolaylı bir şekilde belli eder. Diğer taraftan öğretileri Epikurosçu çizgide olanlar bile bunu açıkça kabul etmekten kaçınırlar. On yedinci yüzyılda Thomas Hobbes Epikurosçu çizgisinin adını koymaktan ne kadar kaçınırsa, on sekizinci yüzyılda da Adam Smith Epikurosçuluğunu o kadar gizler. Immanuel Kant bile Genel Doğa Tarihi ve Gök Kuramı ’nda ortaya koyduğu teorinin Epikuros’un fels efi ilkelerine, yani maddeciliğe dayanıyor olduğu gerçeğini açıklama gereği duyar. Bir dünya bilgesi, yani filozof olarak, diğer bir deyişle aziz olmayan birisi olarak, Epikuros’un ilkelerine dayanarak evreni açıklamaya girişmek “inancı her ne kadar ayaklar altına alıyor” gibi görünse de aslında “tanrısal 1 Bu yazı "Hece" dergisinin 38. Karl Marx özel sayısında yayınlanmıştır (sayı: 270/271/272; Haziran/Temmuz/Ağustos 2019; sayfa: 250-265).