32 Suriyeli Mültecilerin Sosyo-Mekansal Kümelenmelerinin İzmir Özelinde Analizi 12 Aykut Çalışkan 3 Gazanfer Kaya 4 Giriş Göç, en genel anlamıyla insanların mekân üzerindeki yer değiştirmesi olarak tanımlanmakla birlikte, çok daha karmaşık ve çok boyutlu bir olgudur. Nitekim Jackson (1986), fiziksel olarak adlandırdığı göç hareketinin yanına, göçün bir toplumdan başka bir topluma doğru olduğunu ekleyerek, göçün sosyal boyutuna da önemli bir vurgu yapmıştır (1986: 2). Castles ve Miller’e (2008) göre ise göç toplumsal değişimin neden olduğu kolektif bir eylemdir. Bu eylem, göç alan ve göç veren iki toplumu da etkiler. Göç süresince göçmenler sadece bulundukları fiziksel mekânı değiştirmezler. Kendileri ve ailelerinin hatta sonrasında gelecek olan kuşaklarının hayatlarında köklü bir değişim sürecini başlatırlar (Castles ve Miller, 2008: 29). Bu bağlamda göç kararının alınması, göçün hedeflendiği yer, göç sonrasındaki yaşam deneyimlerinin sosyal, ekonomik, kültürel, sosyal psikolojik yönleri, göç olgusunun çok boyutluluğunu göstermektedir. Bu çok boyutluluk özelliğine sahip göç, insanlık tarihinin her döneminde görülmüştür. Mülteciler, uluslararası göç sürecini deneyimleyen özneler ve bu haliyle uluslararası göçmenlerdir. Nitekim Uluslararası Göç Örgütü’nün tanımıyla uluslararası göç hareketinde kişilerin geçici veya daimî olarak başka bir ülkeye yerleşmek üzere kendi ülkelerinden veya mutat olarak ikamet ettikleri ülkeden ayrılmaları dolayısıyla uluslararası bir sınırın geçilmesi söz konusudur (IOM Uluslararası Göç Örgütü, 2013: 88). 2019 verileri ışığında 271,6 milyon insan, farklı nedenler sebebiyle anavatanı dışında yaşamak durumundadır (Migrationdata, 2019). Uluslararası göçmenler içinde yer alan mültecilerin, vatandaşı oldukları ülkedeki olumsuz koşullara bağlı olarak, başka ülkelere göç etmek zorunda kalması “mülteci” gerçekliğini ortaya çıkarmıştır. Birleşmiş Milletler’e göre mülteci, ülkesi dışında bulunan ve ırki, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşü nedeniyle zulüm görmek gibi geçerli sebeplerden korku duyan ve ülkesinin korumasından yararlanamayan kişidir (Hazan, 2012: 187). Dünyada 25,9 milyonu mülteci statüsünde olan 70 milyonun üzerinde zorla yerinden edilmiş insan vardır. Bu toplam nüfusun %85’i krizlerin yaşandığı ülkelerin komşu ülkelerinde yaşamaktadır (Erdoğan, 2020b: 74). Kümbetlioğlu’na göre de büyük kitlesel göçlerden önemli bir kısmı azgelişmiş ülkelerin sınırları arasında gerçekleşmektedir. Milyonlarca mülteciyi barındıran Afrika ülkelerini bu duruma örnek verilebilir (Kümbetlioğlu, 2003: 1 Araştırma kapsamında veri toplama ve toplanılan verilerin dijitale aktarılmasında yardımcı olan Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyoloji Bölümü lisansüstü öğrencilerimizden Yusuf Ceylan, Işık Öztürk, Hande Tepekule, Zahide Nur Özyıldız ve Özgün İrem Gül Sinanoğlu’na desteklerinden dolayı teşekkür ederiz. 2 Bu makale, 20-22 Mayıs 2021 tarihlerinde Ankara’da çevrimiçi olarak gerçekleştirilen Uluslararası Göç Kongresinde sözlü bildiri olarak sunulmuştur 3 Dr. Öğr. Üyesi., Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü, aykut.caliskan@deu.edu.tr 4 Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü, gazanfer.kaya@deu.edu.tr