Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Sciences Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 45, Nisan 2020, s. 155-171 ISSN: 2149-0821 Doi Number:http://dx.doi.org/10.29228/SOBIDER.42658 Dr. Öğr Üyesi, Selim SÖZER Süleyman Demirel Üniversitesi, Din Sosyolojisi, selimsozer@gmail.com BİRLİKTE YAŞAMAK: ZOR, BERABER YAŞAMAK: GEREKLİLİK Özet İnsanoğlunun toplu olarak yaşaması esastır. Bu birlikteliği esnasında kimi husumetlerin, mücadelelerin ve anlaşmazlıkların (savaşların) olması da esastır. Tamamen barış içerisinde bir dünya temenniden ibarettir. Bu temenniyi tümüyle mümkün kılmak belki mümkün değil; ama bir takım hukuki düzenlemeler yapmakla ve bir barış ortamı tesis etmekle sulha yaklaşmak imkansız olmaktan çıkabilir. Geçmişte yaşanan “milletler sistemi” ve “millet -i hakime”ye dayalı beraber yaşama örnekleri bugünün çokkültürlü, çokdinli, çok kimlikli ve çok etnisiteli postmodern dünyanın talepleriyle örtüşmemektedir. Din bu bağlamda birleştirici olduğundan daha fazla ayrıştırıcı bir fonksiyon icra eder. Tarihte en büyük kargaşa ve savaşların din yüzünden yapıldığını biliyoruz. Bu din (mezhep) savaşlarının da müesses din kurumu sahipleri (papaz, kardinal, haham, dini lider, vb.) tarafından güç elde etme (hegemonya) istekleri sonucunda ortaya çıktığı söylenebilir. Hoşgörü kavramına abanmak ise konuyu muğlaklığa mahkûm etmekle kalmaz; birlikte yaşamayı ötekini kabul etmeye razı bir duruma indirger. Rıza boyutu gelenek ve dinler açısında kabul edilemez bir durumdur. Birlikte yaşamak rızaya, beraber yaşamak hukuka saygıya dayanır ve heterojen ve kozmopolit toplumların bir mecburiyeti olarak varlığını sürdürür. Bu mecburiyeti veya barışı yok eden en önemli etkenin ise siyaset olduğu örnekler üzerinden ifade edilebilir. Anahtar kelimeler: Birlikte yaşamak, güç istenci, hoşgörü, hukuk, çoğulculuk.