Telif ©2020 ISSN 1307-0932 Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Sayı 41 (Sonbahar 2020) BABA YARASI: ERKEKLİK, YAZARLIK VE UZLAŞMA Ayten Sönmez Bu yazıda, farklı kuşaklardan üç yazarın, babalarının ölümünden sonra farklı edebi türlerde yazdıkları metinlerinden yola çıkarak babanın açtığı yaralar, baba ile hesaplaşma/uzlaşma ve yazarlık konumu tartışılıyor. Bu doğrultuda, Orhan Kemal’in Baba Evi romanı, Oğuz Atay’ın “Babama Mektup” öyküsü ve Orhan Pamuk’un başta İstanbul Hatıralar ve Şehir olmak üzere kurgu dışı metinleri ele alınıyor. Yeni kuşak yazarlar açısından “baba” yazar konumunda görülen bu üç yazarın otobiyografik nitelikteki metinleri üzerinden baba ile hesaplaşmanın ne ölçüde sağlandığı, bu hesaplaşmanın sonucunda varılan uzlaşının niteliği ve bu hesaplaşma/uzlaşma anlatılarının yazarların yazarlık anlayışı ile bağlantısı karşılaştırmalı biçimde inceleniyor. Father Wound: Masculinity, Authorship and Reconciliation This article discusses the wounds inflicted by the father, reckoning/reconciliation with the father and the authorship position based on texts written in different genres by authors from different generations after their fathers' death. In this respect, Orhan Kemal's novel Baba Evi [Father’s House], Oğuz Atay's story "Babama Mektup” [Letter to My Father] and Orhan Pamuk's non-fiction texts, especially Istanbul Memories and the City, are examined. Through comparative reading of autobiographical texts of these three authors, who are seen as the "fathers of literature” by the new generation of writers, the extent of the reckoning with the father, the nature of the reconciliation after this reckoning, and the connection of these reckoning/reconciliation narratives with the authors' understanding of authorship are analyzed. Edebiyat metinleri, toplumsal cinsiyete dayalı iktidar ilişkilerini kavramamızı sağlayan elverişli araçlardır. Feminist eleştiri ve 70’li yıllardan itibaren ortaya çıkan ancak son yıllarda akademide yaygınlaşan erkeklik çalışmaları, içinde yaşadığımız toplumun cinsiyetçi rejimini, bu rejim içinde şekillenen bireysel ve toplumsal ilişkileri okumamıza olanak sağlar. Türkiye’de erkeklik üzerine yapılan çalışmalarda, toplumda erkekliğin öğrenilen bir değerler bütünü olarak görüldüğü ve babadan oğula aktarıldığı düşüncesinin yaygın olduğu açığa çıkmaktadır (Sancar, 2009; Bolak Boratav, Okman Fişek ve Eslen Ziya, 2017) . Baba-oğul ilişkisi, bu ilişki içinde aktarılan değerler ve babalık/oğulluk konumları erkekliğin farklı biçimlerdeki tezahürlerini okumamız a imkân veren anahtar bir konumdadır. Baba-oğul ilişkisi, edebiyattan psikolojiye, sosyolojiden siyaset bilimine farklı disiplinlerde kullanılan bir metafor olarak da karşımıza çıkar. Türk romanının medeniyet krizi ile başladığını