Alternatif Politika, Cilt. 1, Sayı. 1, 137-141, Nisan 2009 137 DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İSTEYENLER ULUSU NASIL TASVİR ETTİLER? 1 Elçin AKTOPRAK* Milliyetçilik, sadece bir duygu, sadece bir kimlik, sadece bir hareket biçimi değil, tüm bunları yadsımayan ve kapsayan bir süreçtir ve bu süreç de 18. yüzyıldan beri kapitalizmle yakın bir ilişki içindedir. Ortaya çıktığı tarihten itibaren, kapitalist ekonominin farklı dönemlerinde farklı şekillerde araçsallaştırıldığı gibi, milliyetçi ideolojiyi oluşturan farklı unsurlar da farklı dönemlerde milliyetçilik tarafından farklı şekillerde araçsallaştırılmış ve araçsallaştırılmaktadır. Milliyetçilik literatüründe, özellikle de modern milliyetçilik çerçevesinde milliyetçilik-kapitalizm ilişkisi göz ardı edilmeyen bir durumdur; marksist olsun olmasın başta Gellner olmak üzere pek çok yazar üretim biçimi ile milliyetçilik arasında bir ilişki kurmuş ve özellikle başta burjuvazinin, daha genel anlamda orta sınıfların milliyetçi hareketler içindeki rolünü vurgulamıştır. Yine de marksizm, başta marksistlerin kendileri tarafından milliyetçiliği kapsamlı bir şekilde ele almamakla sık sık eleştirilmektedir. Marksist çalışmalarda ulusun ortaya çıkışının sadece ulusal pazar üzerinden ele alınması ve milliyetçiliğin tarihin belli bir evresi olarak sunulması, tarihsel sosyo-ekonomik dinamiklerin gözden kaçırılması bu eleştirilerin başını çekmektedir. Bu eleştirilerin haklı oldukları noktalar elbette vardır; fakat gözden kaçırılmaması gereken nokta, marksist gelenek içinde pek çok ismin doğrudan milliyetçilik üzerine çalışmasa da ulus üzerine düşünmüş ve bu düşüncelerini farklı eserlerine serpiştirmiş olmasıdır. Diğer yandan, 20. yüzyılın başlarından itibaren ve özellikle 1960’lardan beri artan şekilde pek çok Marksist sosyal bilimci sol ve ulus ilişkisini yeniden ele alarak değerlendirmekte, milliyetçiliği ve farklı milliyetçilik biçimlerini üretim biçiminden yola çıkarak ve fakat diğer tarihsel sosyo-ekonomik dinamikleri de değerlendirerek yeniden kurmaktadır. Önemli olan nokta, bu yeniden kurgulanan ilişkinin hiçbir zaman özüne ihanet etmemiş olması, ulusun kapitalizmle yakın ilişkisine, hatta şöyle diyelim, kapitalizmin ulusun ebesi olduğuna ilişkin temel sava yönelik bir itiraz yöneltmemesidir.