Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research Cilt: 11 Sayı: 60 Yıl: 2018 Volume: 11 Issue: 60 Year: 2018 www.sosyalarastirmalar.com Issn: 1307-9581 http://dx.doi.org/10.17719/jisr.2018.2778 İSLAM ŞİİRİNDE BİLİNÇ VE İMAN: ALİ GEYLANÎ’NİN TEVHİD MANZUMESİ REFLECTION OF CONSCIOUSNESS AND FAITH IN ALLAH IN ISLAMIC POETRY: ALI GEYLANI’S EULOGY OF TAWHID Mehmet ÜNAL * Nurettin ÇALIŞKAN ** Öz Tevhid akidesi İslam edebiyatını besleyen en temel kaynaktır. Allah’ın varlığı, tek ve eşsizliği, ezeli ve ebediliği, kudret ve azametini aksettiren sıfatları, fiilleri ve kainattaki en mükemmel varlık olan insanın O’nun tecellileri karşında acz ve noksanlığı tevhidin temel rükünleridir. Klasik ve modern İslam edebiyatında kelami ve tasavvufi iki ana eksende işlenen tevhit üzerine hemen her şairin şiiri vardır. Eğer mensur bir dibace yoksa divanlar tevhit manzumesi ile başlar. Şair, iki ilimden ihtiyaç duyduğu hususları iktibas, telmih, hüsn-i ibtida gibi sanatlarla nazmına aktarır. Bu çalışmada 16. yüzyıl Fars şairlerinden Ali Geylanî (Gilânî)’nin Marmara Üniversitesi Nadir Eserler Koleksiyonunun 12830 numara ile demirbaşa kayıtlı olan “Kitâb-ı Lü’lü’ül-Meknûn ve Leylî vü Mecnûn” adlı eserin (6a-11a) varakları arasındaki “Fî Na’t-ı Nebî” başlığıyla verilen manzumenin Tevhid kısmında şairin nasıl bir kelamî ve tasavvufî tevhid tasavvuru ortaya koyduğu araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tevhid, Ali Geylânî, Fars Edebiyatı, Kelam, Tasavvuf. Abstract Tawhid, as the most important tenet of Islam with an uncompromising belief in the unity of God, is the fundamental source from which the Islamic literature derives its spirit. Tawhid’s holds the belief in Allah’s existence, His oneness, indivisibility, unique and his being sovereign over all what is created. A mumin/believer also believes in his attributives, acts and individuals’ helplessness and incompetence before His omnipotence. Almost every poet during the classical age of İslamic literature created verses in tawhid, which has been generally approached on two main axes, one in reference to Kelam and the other Tasavvuf. If there is no prosaic prolog in poetry book in any form, its prolog has become with a poem called Tawhid. The poet has created his verse applying to literary arts such as the art of best beginning, quotation or referencing and so on. In this article a masnawi by Ali Geylanî a sixteenth century Persian poet with the title “Fî Na’t-ı Nebî” has been studied regarding its content from the perspective of the views of the Kalam and Tasavvuf. Keywords: Tawhid, Ali Geylânî, Persian Literature, Kelam, Sufism. GİRİŞ Kelime-i Şehâdet kavramında billurlaşan tevhid, kişiyi Müslüman kılan en önemli şart olarak va’z edilmiştir. Allah’ın var ve bir olduğunu, eşi ve benzeri olmadığını kalb ile tasdik ve dil ile ikrar manasını taşır. Bütün peygamberlerin ve dinlerin davasının ortak paydası, insanları Allah’ın varlığına, birliğine ve eşsizliğine iman etmelerini tebliğ etmek olmuştur. Zıddı, inanç ve amelde onun zat, sıfat ve fiillerini yaratılmış olanlara izafe etmek manasındaki şirktir. “İyi bilin ki, halis din yalnız Allah'ındır. Onu bırakıp da başka dostlar edinenler, "Biz onlara sadece, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" diyorlar. Şüphesiz Allah ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.”(Kur’an-ı Kerim, 39: 3) ayet-i kerimesi öncelikle insanın içinde doğduğu toplumun adet ve geleneklerine sorgulamadan tabi oluverdiği sosyolojik gerçeği açıklamakta; yaratıcıya ortak koşma, onun rububiyetini yaratılmışa atfetme eylemi olan şirkin nasıl fark ettirmeden birey ve toplumun davranış kodlarına siniverdiğini beliğ biçimde ifade etmektedir. “Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler; ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir” (Kur’an-ı Kerim, 33: 72). İnsanın hangi emaneti yüklenmeye yanaştığı sorusunda murad-ı ilahinin kendisine bahşedilen akıl yoluyla iman ve küfür arasında tercih yapma kabiliyeti olduğu düşünülebilir. Faruki, göklerin ve yerlerin idrak edemediği “emanet”in faile hürriyet veren ilahi irade yani zorunlu ahlak yasası olduğunu söyler. Tabiat, Allah’ın koyduğu kanunu, sünnettullahı ihlal edemez. Ama insan Allah’ın varlığını ve tevhidin hakikatini araştırma, taklit değil tahkik ile idrak edip inanma konusunda kendisini sorumlu kılmakta tercih hürriyetine haizdir (Faruki, 1998, 123). * Dr. Öğr. Üyesi, Uşak Üniversitesi İslami İlimler Fak. Türk-İslam Edebiyatı, el-mek: mehmet.unal@usak.edu.tr ** Dr. Öğr. Üyesi, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, el-mek: ncaliskan@mehmetakif.edu.tr