Osman KARA Prof. Dr. Namık Kemal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi okara@nku.edu.tr Orcid org: 0000-0002-9643-7121 YEMİN OLSUN İNCİR VE ZEYTİNE! KUR’AN’DA ZİKREDİLEN YİYECEKLER BAĞLAMINDA İNCİR VE ZEYTİN Kur’an, yediğimiz gıdaların helal ve temiz/hijyen olmasına dikkat çekerken helalen tayyiben kavramını kullanmıştır. Bu ifadeyle Kur’an, kesilen hayvanların Allah’ın adının anılarak kesilmesini ve bütün yiyeceklerin üretiminin temiz ve hijyenik ortamlarda yapılmasını, onları tüketirken de yine temiz ve hijyen şartlarına dikkat edilmesini ister. Günümüzde salgın hastalıkların yaygınlaştığı, su, hava ve gıdanın kirlendiği bir dünyada Kur’an’ın gıda hijyenine yaptığı bu vurguyla, mesajlarının çağları aşan evrensel hakikatler olduğuna bir defa daha şahit olmaktayız. Kur’an; bal ve süt başta olmak üzere, protein kaynağı olan deniz ürünleri ve taze et, üzüm, muz, hurma, nar, kiraz ve incir gibi meyvelerin yanı sıra zeytin, soğan, sarımsak ve mercimek gibi temel gıda ve besinlere dikkatlerimizi çekmektedir. Bu gıdaları Allah’ın kudretine bir işaret ve delil olarak sunan Kur’an, özellikle bunların insanın hizmetine sunulduğuna da (teshîr) vurgu yapmaktadır. Kur’an Nahl sȗresi 69. ayette arının ürettiği baldan bahsederken şifa kavramını kullanmıştır. Kur’an ayrıca yeminle zikredilen iki gıdaya dikkatlerimizi çekmektedir ki, bunlar incir ve zeytindir. Kur’an’da yeminler, yemin edilen konuya dikkat çektiği gibi yemin edilen varlığın veya nesnenin önemine de dikkat çekmektedir. Bazı tefsirciler Tîn sȗresinde üzerine yemin edilen bu iki kelimenin Sîna ve Zeytin dağına işaret ettiğine dair yorumlar yapmışlardır. Hasan, Mücahid, İkrime, İbrahim Nehâî, Atâ, Mukâtil ve Kelbî gibi tabiȗn müfessirleri ise üzerine yemin edilen bu iki kelimenin incir ve zeytin olduğunu söylerler. Zemahşerî, bu iki görüşü birleştiren yorumuyla, düşünce ve yorum gücünü bir kez daha göstermiştir. Zemahşerî’ye göre, burada kastedilen şey, hem zeytin ve incir hem bunların yetiştiği yer olan bu iki dağdır. Bu iki dağa yemin edilmesinin sebeplerinden birisi de Hz. Musa başta olmak üzere peygamberlerin bu bölgede yaşaması ve bu bölgeyi şereflendirmesi ve buraya kutsallık atfedilmesidir. Bu